Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Tepe Üstü Palas Gelinleri/ Nisan KaçakYayın Dergisi

2007-05-10 15:18:00

 

Ahmet Necdet’e ikinci gelinde

Tepe Üstü Palas’tan

 

 

Hatice Özbay  / Kaçak Yayın Nisan sayısı

 

“Ben Hazzo Pulo Restaurant’ta Nilgün’e iki defa “seni seviyorum” dedim. Böyle başladık. Akşam Sefası’nda, Saygı’nın yerinde de ona, “he” dedirttiğimi hatırlıyorum. İşte buradayız.” Dedi Ahmet Necdet.

Masanın etrafında oturan bir avuç insan bu gün Ahmet Necdet (Şair - Çevirmen) ile Nilgün Demirağ’ın (Bestekar), evliliklerini kutlamak için toplanmıştık. Çok hızlı bir tanışma ve evlilik olduğunu düşündüğümden, “Hocam bizim için sürpriz oldu. Ancak bu habere çok sevindik.” Dediğimde, Ahmet Necdet, “A aa hakkaten onca yalnız geçen aylardan sonra...” Diye karşılık verdi. Nilgün hanım heyecanla açıklama yapma gereği duydu. “O öyle zannediyor, Biz daha önceden tanışıyoruz. Yaklaşık 20 yıl öncesinde tanımıyorum açıkçası. Ahmet Necdet’in eski eşi Somay, bizim apartmanımızda üst katımızda otururdu. Onların efsane aşkını hep duyardık. Hoşumuza giderdi. Ben Ahmet Necdet’i tanıyordum. İki yıldır tanıyorum ama, bu kararı üç buçuk ay  içinde verdik. Ona duyduğum saygı, sevgi getirdi. Garip bir tesadüftür ki Tepeüstü Palas Apartmanından Ahmet Necdet ikinci gelini aldı.”

Ben  anlamaya çalışarak “enteresan” dediğimde söyleşmeye başladık.

 

Nilgün Demirağ.- Aynen öyle oldu.

Ahmet Necdet -Nilgün bir roman üzerine kafa yoruyor. Romanın adı da ‘Tepeüstü Gelinleri’ olacak.

N. D. - Evet, bu evlilik kararı bana böyle bir ilham verdi. Daha önce de denemelerim var. Bu romanda Somay’ı ve kendimi anlatacağım.

 

Hatice Özbay -Somay hanımla görüşür müydünüz?

N. D. - Evet, çok sevdiğim bir insandı. Hala da seviyorum.

 

H. Ö. - Çocuklarınız bu evliliği nasıl karşıladı?

A. N.- Kızım şiddetle karşı çıktı. Kendisi Güney Afrika’da yaşıyor biliyorsun. Babasını buralarda bırakıp gitti. Şimdi de karşı çıkıyor.

 

H.Ö. -Nilgün’ün çocukları sizi nasıl karşıladılar?

A.N. -Süper, süper

 

H. Ö .- Sizin aşkınıza tanık olduktan sonra ‘aşkın yaşı yok’ sözüne daha çok inandım.

A. N.- İnanın efendim, şiir gibi... Nilgün’ün özel bir yanı daha var. Kendisi bir Türk Sanat Müziği bestecisidir.

N. D. - Eserlerim arasında Yahya Kemal Beyatlı’nın şiiri “Mehlika Sultan” var. Ben uzun eser yapıyorum. Konser eserleri yapıyorum. Dörtlük yapmıyorum.  Ahmet Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu” Faruk Nafiz Çamlıbel’in ‘Çoban Çeşmesi’  Cenap Şahabettin’in “Elhan-ı Şita” ve bunun gibi bir çok eserim var.

 

H. Ö. - Ahmet Necdet’in şiirlerini de basteleyecek misiniz?

N. D.- Şu anda Ahmet Necdet’in bir şiiri çantamda. Onun usulü ve makamı  şu an kafamda.

 

H. Ö. - Ahmet Necdet size şiir yazdı mı?

N.D. - Hayır yazmadı.

A.N.- Aman efendim, şiirin şiiri yazılır mı?

Hep birlikte gülüştük.

 

H.Ö. -Siz sanatçı bir ailesiniz, anneniz Ayten Demirağ’ında şiir kitapları var.

N. D. - Evet, dört  şiir kitabı var.

 

H.Ö. - Hala şiir yazıyor mu anneniz?

N. D.- Fırsat buldukça yazıyor.

 

 

 

Eflatun Nuri masada olurda mizah olmaz mı?

 

İster istemez gözlerim Ayten hanıma kaydı. Eflatun Nuri ile koyu bir muhabet içindeydiler. Mutlaka bu hararetli, muhabeti öğrenmeliydim. Ayten hanım sürekli gülümseyerek ve dikkatle Eflatun Nuri’ye bakıyordu. Akşam masaya oturduğu andan itibaren sadece Ayten hanımla ilgilenen Eflatun Nuri’ye yaklaşarak sordum. “Hocam ufukta yeni bir aşk mı var?” “A aa tabi neden olmasın.

 

Ahmet Necdet biraz önce eşine ‘bir tanem’ dedi. Keşke iki tane olsaydı...” Dediğinde, şair Ayten Demirağ gülerek, Eflatun Nuri’ye elini uzattı ve elleri havada  şakladı. Eflatun tekrar bana dönerek, “Hatice sen benim için önemli bir dostsun, en nazik anlarımda beni yakalamaktasın. Bak sana bir şey diyeceğim, ‘Zühre Yıldızı, şavkı beni yaktı geçti.’ Şiir işte bu, İstersen Ahmet Necdet’e sor.” Dediğinde, Ahmet Necdet herzamanki mütevazı tavrıyla gülümseyerek, “Oldu üstad, siz söylersiniz de olmaz mı?” karşılığını verdi.

 

Ustayı yakından tanıyorum,  kendimi tutamadım ve yeni evlilere dönerek, “sanırım Eflatun Nuri annenize kur yapıyor. Üstelik de, “galiba Ahmet Necdet’le akraba olacağız.”  Diyor.  “Onları yan yana oturtmakla iyi mi ettiniz acaba?” diye sorduğumda, Nilgün hanımdan, “Kendileri bilirler, bizce mahsuru yok” cevabını aldım.

Oluşturulan küçük davetli masasında,  Türk mizahının gelmiş geçmiş en renkli kişiliklerinin başında gelen Eflatun Nuri, şair Ayten Demirağ (kayınvalide), şair-şiir çevirmeni Ahmet Necdet (damat), bestekar Nilgün Demirağ (gelin) gazeteci- çevirmen Nurettin Hiçyılmaz, Zeynep Kışlalı,  Avukat Öer L. Özer ve eşi Şükran Özer, Nilgün hanımın yakın iş arkadaşları Fatih Bakar, Ebru Almaç ve eşi Sina Almaç  buluşmuştu.

 

......................................

..........................................

Dergimiz baskıya girmeden, Ahmet Necdet, o gece sorduğum sorunun cevabını ulaştırdı. Yeni Geline bir şiir  yazmıştı.

 

Yeni Geline Gazel

Ahmet Necdet 

Bir düş çiçeğisin sen aruz vezniyle varsın

“Mef’ûlü mefâ’ilün fâûlün” de açansın

 

Dört mevsim sevgilimsin sevgiliden de öte

Aşkı meşkle çoğaltan akıl almaz bir yârsın

 

Gündüzleri aydınlık bir yüz ile gönenir

Geceleri bu yüzden bana ışık saçansın

 

Hiçliğe karşı çıkıp Hep’le Hiç arasında

Adına şiir denen bir kuş olur uçarsın

 

Ahmet Necdet de bana hiç aşksız yaşanır mı

Sevincin hüzne döner ve kendinden kaçarsın

 

Pangaltı, 2007

 

.................................

 

Ahmet Necdet’le söyleştik

 

Şiirin karşılığını maddi olarak alamadığını ancak manevi doygunlıklarının olduğunu söyleyen Ahmet Necdet, 1933’de İnegöl’de doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü ile Çapa Yüksek Öğretmen  Okulunda okudu. 1954 yılında her iki okuldan da mezun oldu. Çeşitli illerde coğrafya öğretmenliği yaptı. Akademik yaşamı Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başladı. 1974 yılında Beşeri ve İktisadi coğrafya Profesörlüğü ünvanını alarak çeşitli üniversitelerde hocalık, dekanlık ve bölüm başkanlığı görevlerini üstlendi.

“Hiç kimsenin yazmadığı şiiri yazmakla görevlidir bir şair.” Diyen Ahmet Necdet, 1997 yılında şiirli yaşamı ile daha çok ilgilenebilmek için kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Kendi şiirlerinin yanı sıra, hazırladığı antolojileri ve çok sayıda çeviri şiiiri de edebiyat dünyamıza kazandırdı. Divan şiirinden Japon ha’yku şiirine kadar farklı biçim ve içerikteki şiirleri deneyen ve bu alanlarda ürünler veren Ahmet Necdet, kendi kültürümüzü oluşturan şiire, divan şiirine, tekke şiirine ya da halk şiirine uzak olmadı.

 

Hiç kimsenin yazmadığı şiiri yazarsan ancak yazdığın şiir özgün olabilir diyen Ahmet Necdet,

“Fuzuli’yi de Baudlaire’i de okumak ve bilmek gerekir. Bu gün şiir yazdığını söyleyen bazı insanlara soruyorsunuz. Baudlaire kim diye tuhaf tuhaf  bakıyor. Elliot kim diyorsunuz, onu da bilmiyor. Puşkin’in şiir yazdığını bilmeyenler var. Puşkin’le ilgili çeviri çalışmalarımız Kanşaubiy Miziyev ile tanışmamızdan sonra başladı. Miziyev arkadaşım Moskova üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunudur. Türk Edebiyatını hatırı sayılır biçimde bilen arkadaşım, Rus Edebiyatını çok iyi bilir. Bu arkadaşımızın çok eskiden bu yana bir ideali varmış, Puşkin’in Yevgeni Onegin adlı şiir – romanını Türkçe’ye çevirmek.Yaptığımız pek çok şiir çevirisi çalışmasından sonra bir gün bana bu şiir romanı Türkçe’ye çevirme önerisinde bulundu. Bir kaç deneme yaptık öncelikle şiir romandaki bazı aşk mektuplarını şiir olarak çevirdik. Bunları yayınladık da. Ataol Behramoğlu arkadaşımızın bu çevirileri çok beğendiğini söylemesi bize cesaret verdi. Yaklaşık üç yıl süren bir çeviri çalışması yaptık. Bunun sonucunda romanıda çevirdik. Kısa sürede basılan eser büyük ilgi gördü. Puşkin hayatı boyunca aşklar yaşamış bir yazar. Ve büyük bir şair elbette. Sürgünler içinde geçen fırtınalı bir hayatı var. Bu yaşadıklarını şiirine yansıtmayıda ihmal etmemiş. Miziyev, Puşkin’in aşk şiirlerini de biraraya getirelim istedi, çünkü Türkçe’de böyle bir çeviri çalışması yoktu. Ve oturduk pek çok şiirini yine Everest yayınlarından Türk okuruna sunduk.”

 

Ahmet Necdet, Puşkin’in Yevgeni Onegin adlı şiir-romanın çevirisi ile 2004 de ‘Dünya Kitap En İyi Çeviri Ödülü’nü  aldı.

 

Ahmet Necdet, Türkiye’de bir şairin ya da bir yazarın kitap yayınlamasının zorluklarından bahsederken, kendi kitaplarının bu zorlukları yaşamadığını da söyledi. Bu gün yayın dünyasını nasıl görüyorsunuz dediğimde, “Türkiye’de büyük tekelleşme var. Büyük sermaye kuruluşlarının tekelleşme süreci içine girdi yayın hayatımız. Bu süreç bir çok yazarımızın  büyük yayınevlerine kaymasına neden oldu. Örneğin Yaşar Kemal’in kırk tane kitabıyla Adam Yayınları’ndan kopup,Yapı Kredi Yayınlarına geçmesi gibi...  Bu başka yayınevlerinin başına da gelebilir. Hiç kimse bunu dile getirmek istemiyor. Daha açık söyleyeyim bazı yazarları ve şairleri bu tekelleşme giderek tutsak hale getiriyor. Gidişat pek sağlıklı görünmüyor kısacası.

 

235
0
0
Yorum Yaz