Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Onlar Hepimizin / Asuman Yalçıner

2007-05-21 13:44:00

ONLAR HEPİMİZİN

Asuman Yalçıner / Lise öğrencisi / Toros Kolleji

Çocuklar; umudumuz, yarınımız çocuklar, deniyor. Peki onların gelecek olabilmesi için gerekenler yapılıyor mu? Tabiki bu sorunun cevabı; hayır! Herkes kendi çocuğunu düşünüyor, doğal gibi gözükse de.  Ama ya o, kimsesiz olan çocuklar!..

Bir çocuğun gözleri onun değerli varlılığıdır mutluluğunu, üzüntüsünü, hüznünü, sevgisini, sevgisizliğini sadece gözlerine bakarak anlayabilirsiniz...

Gözler beynin aynasıdır deniyor, ama insanlar kontrol altına alabiliyor artık! Artık sadece gözlere bakıp bu doğru söylüyor diyemiyoruz. Artık gözler çocukların masumiyeti, onların umudu...

Geleceğe ümitle bakabiliyorlar ama geçmişlerinin hüznünü de unutmuyorlar...

Bir kız tanıdım, adı Dilber; kimsesizler yurdunda, dört kardeşmiş meğer, sonrada öğrendim annesi ölmüş! Üçümüz almıştık dört çocuğu yanımıza, parka... Gözleri çok güzeldi, parlıyordu. Bana umutla bakıyordu, parklarına götürdüm sallıyordum! Gülüyordu, gözleride öyle... Birden ağzından bir sözcük çıkıyor "Benim babam hapiste!" ne diyeceğimi şaşırdım, üzülmesin diye bozuntuya vermiyorum; sadece gülüp "Niye?" diyorum isteksiz... Gelen cevap insanı hayrete düşürüyor. Düşüncesiz anneler, düşüncesiz babalar... Hapse girmesinin sebebi içler acısı;ama Dilber bunu gülerek söylüyor "Annemi damdan attı" bir çırpıda söylüyor... İçim eziliyor ;fakat tepki veremiyorum. Beynim ve mimiklerim ters orantılı sadece gülüyorum "Hıı öyle mi?" diyip usulca sallamaya devam ediyorum, bir yandan gıdıklıyorum. Gıdıklanmadığı her halinden belli ama o halinden memnun gülücükler, kahkahalar saçıyor etrafa... Sallarken;şarkı biliyor musun, aslancığı biliyor musun? Ama söyleyemiyorum aslan baba dememek için; hatırlatmamak için acısını...

Sonra diğer küçüğüm geliyor; biri bir salıncakta, diğeri diğerinde, bir onu sallıyorum bir onu. Biri diyor onu daha çok sallıyorsun, diğeri diyor onu daha çok gıdıklıyorsun. Ben bile iki minikle ilgilenemezken, onlara yetemezken anne dedikleri o görevliler, o öğretmenler ne yapmalı? Hangisini sevmeli, hangisini okşamalı, hangisine anne şevkati vermeli...

Diğer miniği salllarken Dilber öyle bir baktı ki, yüreğim parçalandı. O ne bakıştı öyle! Kendine ait birini istiyordu. Bir anne, bir baba, belki sadece biri yeterliydi ona. Anne dedikleri görevliden öğrndim, o minik kız çocuğu beş, Dilber ise dört kardeşmiş. İkisinin de kendinden küçükleri var, halbuki onlar daha çok küçük, sadece beş yaşındalar, ikisininde sekiz yaşlarında büyükleri var. Odalarına çıkarken Dilber kucağımda sımsıkı sarılmış tutuyor, bırakmak istemiyor. Bir dahaki gelişimizde istediklerini sıralıyor. Bir telefon istiyor; babasını aramak için, bir bebek; her kız gibi, bir de saat... Aklımda birden bir düşünce beliriyor. 'Neden saat' tabi ki farklı nedenleri olabilir; ama onlara annelerini, babalarını görmeleri için zaman veriliyorsa diye geçiriyorum içimden. O kadar çocuk nasıl susturulur, nasıl sakinleştirilir yoksa dedim kendi kendime...

 Dilber'le yukarı çıkıyoruz, kucağımda!Bana öyle bir sarılmış ki bırakmak gelmiyor içimden. Yanağıma bir öpücük konduruyor. Bir öpücük insanı bu kadar iyi anlatabilir mi? Sınıflarına bırakıyoruz çocukları;girmek istemiyorlar.Barada etrafımızda 7-8 yaşlarında çocuklar, kreşli dört küçüğü sınıflarına bıraktıktan sonra tanışıyorum Onur'la, suratında bir mutsuz ifade bir şeye canı sıkkın. Çocuklların hepsi ilgi çekmeye çalışıyor.  Ahmet, nasıl unutacağım onu! O da bir saat ve uzaktan kumandalı araba istiyor. Bir tane fenerbahçe formalı bir çocuk sonradan hissediyorum ki engelli, kapıdan çıkarken üzgün bakıyor... Ama kapıdan çıkamıyoruz. Fotoğraf çekiliyoruz birlikte, hepsi ilgi çekebilmek için amuda kalkıyor, köprü açıyor, telefona öyle bir toplanıp bakıyorlar ki tekrar içim gidiyor. Hepsi isteklerini sıralıyorlar ama hepsi saat istiyor, bu da düşündüklerimin payını yükseltiyor.

Kapıdan çıktık, bahçe kapısına doğru ilerliyoruz. Çocuklar öyle bir açlıkla, öyla bir sevgisizle bakıyorlar kiiçim eriyor... Hepsiyle tek tek konuşamak istiyorum, hepsine sevgimi vermek; ama gitmem gerekiyor. Bahçe kapısına toplanıyorlar ümitsiz bakıyorlar. Gidemiyorum, ayaklarım geri geri gidiyor. Ahmet bahçe kapısına çıkıp bağırıyor "Unutma!" diyor. Fenerbahçeli "Sakız..." İlerliyorduk üçümüz de farklı şeyler hissetmiştik. Duygu yoğunluğu yaşıyorduk. Ahmet okulun bir ucuna kadar gelmiş bağırıyor "Uzaktan kumandalı araba..." diye. Gözlerinde umut bize inanıyor ya da inanmak istiyor. Sadece karamsar bakışlarımla "Tamam" deyip el sallıyorum...

Dilber, Gülbahar, Ahmet, Hasan, Fenerbahçeli ve diğerleri hepsinde bir anlık ümit, inanma isteği... Özledikleri ise sadece SEVGİ...

O güzel gözler,umutlu bakışar,sevgi bekleyen kimsesizler için...

Onlar da özlüyor, onlar da insan, tek fark onlar şimdiden yalnız...

Gözlerine baktığınızda umut görüyorsunuz...

Eski giysiler, oynanmayan bir kenardaki oyuncaklar ya da boş yere harcanan paralar...

O kadar lüzumsuz şey yapılırken neden geleceğin beyinlerine bir yardım da siz yapmayasınız?

Ahmet'in "Nereye gidiyorsunuz, beni de götürün diyen sesi kulağımda ümitsiz "Götüremem" diyorum "ama tekrar geleceğim..."

Dilber'in o sözü, söyleyiş tarzı kulağımda: "Annemi damdan attı..." o, öpücüğü hala yanağımda....

Fenerbahçelinin bakışlarını, sevgisizliğini, gözlerinden okunan o acıyı nasıl sileceğim aklımdan...

Peki o kızı, boynunu bükmüş bakışını, tekrar gel deyişini...

O sarışın, kıvırcık saçlı, o minnacık kollarıyla görür görmez "Tanıdım sizi" diye boynuma atlayan Gülbahar'ı, sımısıkı sarılıp öpüşümü...

Hasan'ın o bakışlarını, kocamanmış gibi gözüken o çocuğun ilgi çekmek için yaptıklarını,engelli olduğunu sandığım bir kızın sarılışını sımsıkı bırakmamacasına, yaklaşık on yaşlarında sadece... Başka biri büyümüş hissediyor kendini. Ama utanmasa ya da bizim yerimizde bir büyük olsa sarılacakmış gibi. Bakışlarını unutamayacağım...

Bir tanesini tam çıkarken gördüm. O da diğerlerinin yanında büyük kalıyordu. Sadece suratına dokundum sevgiyle ve aynı sevgiyle baktım gözlerine. O bile kapıya kadar geldi. Ama belli ki o da engelli...

Çocuklar bize bile öyle bir sevgiyle bakıyorlardı ki, utandım büyüklerimizden...

Nasıl unutacağım Ahmet'in "Beni de götürün" deyişini, Dilber'in öpücüğünü, Gülbahar'ın "Tanıdım sizi" diyen sesini, o kızın sımısıkı bırakmamacasına sarılışını ve hepsinin bakışlarını, ümitsizliklerini...

Siz de gidip onlara bir baksanız, yaşasanız onları, kalbiniz sızlar emin olun...

Tıpkı bizim gibi...

91
0
0
Yorum Yaz