Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Kamelyalı Kadın Çolpan İlhan

2009-07-14 04:05:00




 

 

Kamelyalı Kadın

Çolpan İlhan

 

“Hamileydim, oyunu korse takarak oynadım.”

 

Ağabeyi Attila İlhan’ın desteğiyle, babasından güçlükle izin alan Çolpan İlhan,  ‘Kamelyalı Kadın’ filmindeki Margutier Gautier rolüyle Yeşilçamın starları arasında girer.

‘Turist Ömer’ tiplemesiyle ünlenmiş Sadri Alışık’la 1959 yılında evlenir.

Sadri Alışık’ın 1995 yılında ölümüne dek süren bu evlilikten Kerem Alışık dünyaya gelir. Çolpan İlhan, tiyatro, sinema, kostüm tasarımcılığı ile uğraşırken Sadi Alışık’ın ölümünün ardından Beyoğlu Atlas Pasajı’nda ki  Küçük Sahne’yi ‘Sadri Alışık Tiyatrosu’ olarak açar. 2000 yılında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü gibi, anlamlı bir günde de sahneye çıkar ve o sahnede tek kişilik oyun sergiler.

Otuz beş yıllık sevgi dolu beraberlikleri süresince Sadri Alışık’ın başarılarının arkasındaki kadın olan Çolpan İlhan yaşamı ile haklı bir gurur duyuyor.

Son yıllarda oğlu Kerem Alışık ile dayanışarak oluşturdukları Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde gençlere dersler vermekten de çok mutlu. “Okul kazanan öğrencilerimiz arıyorlar ‘Hocam şurayı kazandık, teşekkür ederiz’ diyorlar, bunlar beni çok mutlu ediyor” derken yüzüne çok yakışan aydınlık tebessümüyle hala çok güzel olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

 

Ailece büyük bir devre damganızı vurdunuz. Geçmişten günümüze yolculuk yapalım mı? Çolpan İlhan’ın öğrencilik yılları, ilk tiyatro oyununu konuşalım ister misiniz?

Ben tiyatroya başladığımda, babam İzmir valisiydi. Ailem İstanbul’a üniversiteyi okumam için yolladı. Ben o zaman Güzel Sanatlar Akademisi’nde iç mimari ve resim okuyordum. Şişli’de, Atilla ağabeyimle (İlhan) birlikte kalıyorduk. Edit Piaf plakları dinliyorduk. Müthiş bir romantizm hayatımıza hakimdi. Beyoğlu, Beyoğlu’ndaki sinemalar… Böylece hayat yolculuğuna başlamış oldum. Okulumu çok seviyordum. Sanata karşı çocukluğumdan itibaren meyilim vardı. Her şeyin başka bir tarafını görme ve ondan muhakkak bir anlam çıkarma alışkanlığım vardı. Babam beni Kandilli Lisesi’ne yatılı yolluyor; trene binerken cebinden para çıkarıp verişinden. Trenden dışarı bakarken, yolda yerim diye yanıma verdikleri bir şeyleri camdan atamamamdan anlam çıkarırdım. O bir yumurta kabuğu olabilir, çikolata paketi olabilir atamazdım, üzülürdüm, etkilenirdim.

 

İç mimari ve resim okumayı siz mi istediniz?

Kendim istedim, aslında istediğim konservatuardı. Okuluma paralel o zaman İstanbul’da Belediye Konservatuarı vardı. Tiyatro bölümüne gittim, orayı da bitirdim.

 

Tiyatro aşkı nasıl ve ne zaman başladı?

İnsanın içinden gelen bir şey galiba… Yazları İzmir Menemen’de anneannemin yanına misafir giderdik. Güzel bir bağ eviydi. Akşamları herkes verandaya oturur, üzümler incirler, kavunlar, karpuz yenirdi. Ben de büyük dut ağacını sahne arkası yapardım. Küçük bir çocuk olarak elimde tülbentlerle rontlar yapardım. Sonra ilkokulda temsiller oynamakla devam ettim. Henüz ilkokuldaydım, her işin başına ben geçerdim. Oyun seçerdim, rolleri ben dağıtırdım hatırlıyorum, bir nine rolü almıştım. Gözüme gözlükler takmıştım. Sahnede de düşmem gerekiyordu, düşmüş o gözlüklerimi kırmıştım. Attila Ağabeyimde beni çok teşvik etti. Adana’nın Bahçe kazasındayız, ilkokula bile gitmiyorum. Ağabeyimde Boğaziçi Üniversitesi’nden malum olaylar nedeniyle yeni dönmüştü. Bir gece kucağına yattım… -Güneyde de yıldızlar sanki elinizle tutacakmış gibi yakındır insana-‘Ne kadar güzel yıldızlar sanki tutabilecekmişiz gibi’ dedim, Ağabeyimde ‘İşte sen de, ileride bir gün, öyle bir yıldız olacaksın. İçindeki şeyler oradaki gibi parıl parıl parlayacak’ dedi. Ben o sözü hedef edindim. Ve kırk yedi senedir o hedefin peşinden gittim.

 

Sinema ile tanışmanız, ilk filminizden anılarınızı paylaşmak ister misiniz?

İlk sinema ‘Kamelyalı Kadın’ Aleksandr Dumas'nın ‘La dame aux Camelias.’ O dönemde daha bitirmemiştim okulu Son sınıfta öğrenciydim. Vedat Demircioğlu diye radyoda oyunlar koyan bir arkadaşımızla birlikte oturduk bir ‘Akademi Tiyatrosu’ kuralım, oyunlar sahneleyelim diye konuştuk. O zamanlar bende tip olarak atkuyruklu siyah saçlı, iri gözlü, ince belli ilgi çeken bir kızdım. Bu ‘Antigon’ tiplemesine çok uyuyordu tipim. Düşündük, modern Antigon’u oynayalım diye karar verdik. Okulda kadro yapmaya başladık. Creon’u canlandıran Erol Keskin’in de oyunculuk kariyeri aynı oyunla başlamıştır. Bu oynadığımız oyun çok sükse yaptı.

 

Aileniz tiyatrocu olmanızı nasıl karşıladı?

Tüm tiyatrolardan teklif aldım. Fakat babama söylemeye cesaret edemedim. Hakkımda müthiş güzel eleştiriler çıktı. Ertesi yıl Balıkesir’de bir balıkçı festivalinde Antigon’u oynadık. Orhan Hançerlioğlu oyunumuzu izlemiş. Dönemin en ünlü yönetmenlerinden Şakir Sırmalı’ da o sıralarda ‘Marguerite Gautier’i oynayacak birini arıyormuş. Sinemanın içinden de bulamıyormuş. Orhan Hançerlioğlu ‘Ben Balıkesir Festivali’nde bir kız gördüm, bir bak ona’ demiş. Beni çağırdıklarında ‘Nasıl oynayacağım Marguerite Gautier’i? Daha çok küçüğüm bir, ikincisi döneminin, Fransa’nın ünlü oyunlarından biri’ dedim. Yönetmen, ‘Bak burada ne yazıyor, iri gözleri olan, saf bir kadın ve sana çok uygun’ dedi. ‘O zaman müsaade edin ailemden izin alayım. Çok isterim ama bilemiyorum’ dedim.  Sevgili ağabeyimle (Atilla İlhan) buradan bir vapura bindik ve İzmir’e gittik. İki -üç gün aile toplandı, karara vardı. Babamın takıldığı nokta, ‘Bu işte başarılı olamazsa sonra çok ıstırap çeker’ diye düşünmüş. ‘İyi okuyan bir kız, ufku geniş, kafası çalışıyor. Yani bu olay onu mutsuz ederse üzülürüz’ demiş. Ağabeyimde beni savunmuş ‘O farklı biri, farklı yetişti’ demiş sonuçta bana izin çıktı. ‘Kamelyalı Kadın’da Fikret Hakan’la başladık. Aynı anda izin çıktığı için, şu anki Sadri Alışık Tiyatrosu olan, o zamanın Küçük Sahnesi’nde ‘Sevgili Gölge’ oyununda Münir Özkul’ la başrolleri paylaşarak tiyatro kariyerime başlamış oldum.

 

Sonra Sadri Alışık ile karşılaşıyorsunuz. Önce arkadaşsınız...

Ben gittiğimde Sadri’nin karısıyla bir huzursuzluk çıkmış tiyatroda ve Sadri gitmişti. Karısı tiyatroyu bırakınca o da bırakıp gitmiş. Aslında kurucuların içinden biridir.

 

Metin Erksan’la birlikte Saray Muhallebicisi’nde tanışmışsınız.

Evet, Metin’le nişanlıydık onun filmine bir kız rolü lazımmış. Sadri’de ona birini tavsiye edecekmiş. Metin’de bana; “İki dakika uğrayalım Sadri Alışık gelecek, kıza bakacağım uygun mu diye?” dedi. Sadri Suna diye bir kızla geldi. Metin tanıştırdığında tanınmış bir aktör diye Sadri’yi inceledim. On, on beş dakikalık bir konuşmaydı. İlk karşılaşmam odur. Ben o zaman ikinci filmimi çekiyordum Lütfi Akad’la Adapazarı’nda. Oradan turneye otobüsle geldim. Caddebosatan’da bir açık hava sinemasında prova yapılıyor. Kapı açıldı içeriye Sadri Alışık geldi. Ben daha önce iki dakika görmüşüm, hiç yerimde oturuyorum. O arkadaşlarıyla sarılıyor öpüşüyordu. Baktım tatil yapmış, yanmış bir adam. Sevimli bir adam geldi. O gün Çayhane oynanacaktı. Çayhanede de kadro kalabalıktı. Oyuna biz de (diğer oyunda oynayan oyuncular) katılıyorduk ki sayı tamamlansın diye. O arada Sadri kalem kâğıt aranıyor, oyunda not alması lazım. Ben de tertipliyimdir “Var ben vereyim size” dedim. O zaman saçlarım örgülü, baktı bana “Bu küçük kız çocuklarını kim aldı tiyatroya?” dedi.  İlk diyalogumuz odur. Çok bozulmuştum. Arkadaş olarak, tiyatroda beraber oynadık, filmlerde oynadık. Aradan bir süre geçti 1959’da evlendik. Sadri evlenip ayrıldığı, ben de çok küçük olduğum için ailem karşı çıktı aslında. Çok parlak bir kızdım. Benim kendi değerlerim vardır sadece o değerlerimi buldum, önemsedim. Böylece evlilik hayatına başlamış olduk.

 

Kerem’in dünyaya gelmesi ile sinemaya ve tiyatroya ara verdiniz mi?

Kısa bir süre tiyatroya ara verdim. Kenter Tiyatrosunda oynuyordum. ‘Cumbadan Rumbaya’ hamileydim, o zaman korse takarak oynadım. Karnımı sıkıştırıyordum ve bebeğim sakat doğmasın diye de sürekli dua ediyordum.

 

Kerem Alışık bu durumu biliyor mu?

Biliyor, anlattım. O oyunda hep korse taktım. Karnım belli olmasın diye, karnımı sıkıştırıyordum. Kerem doğdu doktora ilk sorum: ‘Sağlam mı’ oldu? Çok korkardım, sanki o korseyi taktığımda kolu ya da bacağı sıkışacakmış gibi hissederdim.

 

Doğumdan sonra ne kadar sürdü tiyatro ve sinemadan uzak kalmanız?

Çok sürmedi. Ben Kenter Tiyatrosu’nun dört- beş sene sürekli oyuncusu olarak oynadım.

 

Sadri Alışık filmlerinde genellikle halk insanı tiplemeleri ile tanındı, Turist Ömer tipiyle de halkın sevgilisi oldu. Çolpan İlhan ise çok değişik tiplemeleri canlandırdı. Kimi zaman salon kadını, kimi zaman yuva yıkan, kimi zaman alkolik, kötü kadın…

Benim oyunculuk kariyerim . ‘Marguerite Gautier’ ile başladı. Sinemanın çok masum, boş kız rollerini hiç sevmedim. Orada bir oyuncu olarak yapacağınız hiçbir şey yok. Oğlanın sevgilisi, ya ağlarsınız, ya önemli bir şeysiniz, ya anneniz babanız karşı çıkar. Oyunculuk gerektiren bir şey yok. ‘Kamelyalı Kadın’ ile Türk Sinemasına çok ters düşen bir ‘Marguerite Gautier’karekteri ile başladım ben.

 

O tip size oturdu mu?

Oturdu, masum oturdu. Ondan sonra Lütfi Akad yönetiminde tam tersi köy kızını canlandırdım. Değişik tiplemeleri kabul eden bir oyuncuydum. Ağırlığı olan rollerdi. O sırada Türk Sineması masum kız, kötü adam, kötü kadın ve jön böyle kurgulanıyordu.

 

Kerem nerede dünyaya geldi? O andaki duygularınız?

Kerem, Pakize Tarzı Kliniği’nde dünyaya geldi. Çok şaşkındım. Küçük bir şey koluma verdiler. Baktım, “Ben niye çocuğumu çok sevemiyorum?” diyordum. İlk gece sabaha kadar hiç uyumadım. Sonra kitaplara bakarak, öğrendiğim her şeyi uygulayarak bir bakıma kendimi Kerem’e verdim. O aralar bana birkaç film teklifi geldi, almadım. Baktık ki bu böyle olmayacak bir dadı tuttuk. Tiyatrodan aldığımız paralar malum. Güzel bir aile hayatı kurduk. Evimizde bir kavanozumuz vardı, karı koca kazancımızı oraya koyardık. Kime ne kadar para lazımsa o kavanozdan alırdı. Evime düşkünlüğüm bende çok egemendi. Tam bir Türk ailesi olarak yaşadık. Babaya saygı, çocuğu belli kurallara göre yetiştirme…  Hem dışarıda sanatımı yaptım, hem de ev düzenimi hiç aksatmadım. Daima dikkatli ve özenli oldum.

 

Sadri Alışık’ın üç yüz kadar tiyatro oyunu, yaklaşık altı yüz kadar da filmde oynadığı biliniyor. Bu çok büyük bir başarı… Sadri Alışık’ın başarılarının gerisinde güçlü bir Çolpan İlhan var.

Sadri bunu kendisi ifade etmiştir birçok kez. - İki iskambil kâğıdını birbirine dayayarak örnek verirdi.- “Çolpan olmasaydı ben kâğıtlardan bir çeklince diğeri düşer ve ben de böyle olurdum” derdi. Sadri, yaşamayı çok seven, dışa dönük, canlı esprili, her şeyden tat alan, çok renkli bir kişilikti.

 

Birlikteliğinizin ikinizi de beslediğini söyleyebiliriz değil mi?

Evet, tabi. Çoğu zaman gelen film tekliflerinde rolü okur sonra da, “Yok ya, bu rol oynanır mı? Ben oynamayacağım bu rolü” derdi ki yüzde seksen olurdu bu. Ben teksi okurdum, “Ben teksi okudum, şöyle bir tipleme olursa, ya da şöyle gelişmeler olursa rolde, bu rol çok da fena değil. Birde bu açılardan bakarak oku” derdim.

 

Sanat eğitimi almış olmanız ve değişik açılardan bakabilme yeteneğinizin gelişkin olması etkili oldu diyebilir miyiz?

Olabilir, Senaryolarını okurum, canlandıracağı tipe uygun giyeceği kostümü arar bulurum, bir gardırop hazırlarım. Her şey yok o zaman. Mesela Sadri Alışık o başındaki şapkayı film setinin yakınında ki inşaat işçisinin kafasından aldı iki buçuk liraya. Oyuncu yani… Her şeyi ile oyuncu, içi kaynıyor, heyecanlı, eli- kolu, disiplini, beyni her şeyiyle oyuncu.

 

Sadri Alışık’ı çok mu sevdiniz?

Çok… Çok sevdim. Çok şeker, yaşamın monoton olmadığı hayatın her anını canlı, heyecanlı yaşayan… Otuz altı yıl evli kaldık biz. Bir gün Sadri dedi ki; “Onca misafirler ağırladın’ çok ama çok ‘bir günde senin ağzından ‘yarın ben sete gideceğim’ yorgunum demedin.” Özünde insanları seviyorum, verici bir yapım vardır. Ben hep evimde misafirler ağırlayan, güzel yemekler yapan, sofralar kuran biriydim. Kendimi en son düşündüm ve dünürüm.

 

Kendinize moda evi açtınız ve bu iş kolunda da başarılı oldunuz. Sadri Alışık’ın ölümünden sonra Küçük Sahneyi, Sadri Alışık Tiyatrosu olarak açtınız ve 2000 yılında yeniden tiyatro sahnesine çıktınız bunlar söylediklerinizin tümünü özetliyor. Sadri Alışık Kültür Merkezi açıp ve burada da gençlere oyunculuk dersleri veriyor olmanız günümüzde takdirle karşılanıyor.

Bunlardan mutluyum. Yaz okulları yaptık, buradan yetişen gençler okulları kazandılar, buda beni mutlu etmeye yetiyor.

 

Yaşamınızda pişmanlıklarınız, keşkeleriniz oldu mu?

Hayır olmadı.

 

Yapsaydım dedikleriniz oldu mu?

Bazı film tekliflerinde ‘oynasaydım’ dediğim oldu…

 

İsteyerek mi Sadri Alışık’ın arkasında kaldınız?

Bir ara oynamamış olmam bir şey ifade etmiyordu. Çünkü seyirci beni kafasında bir yere koydu. Mesela beş sene film yapmadım o beş senede hiçbir şey değişmedi. Ben hep devam ettim, yok olmadım.

 

Sadri Alışık’ın karısı, Atilla İlhan’ın kız kardeşi, olmanıza rağmen siz Çolpan İlhan olarak var oldunuz ve bunu da korudunuz.

Korudum. Fevkalade dikkatli oldum. Bu, aileme, kocama, kendime sorumluluğumdu. Her şeyim dengeli olmalıydı tabi. Lüzumsuz hiçbir hareketim olamazdı. Kurallarımın dışına asla çıkmam.

 

Çok yönlü bir insansınız, kostüm tasarımcılığı, modacılık mesleğinde de başarılı oldunuz, nasıl başladınız?

Türk Sinemasının en düştüğü dönemleri 1977 yıllarıydı. O yıllar seks filmleri furyası başladı. O filmlerde oynayamazdım. Çalışkan bir insandım. Evde değişik yemekler yapıyorum, elimde örgüler… Duvarlar yıkıyorum evde değişiklikler yapıyorum. Eve geldiğimde istediğim gibi bir yere girmek isterim. Bir mimar arkadaşımız var. ‘Şişli’de bir pasaj yaptım, sana bir dükkan vereyim’ dedi. Dükkanı gördüm on dört metre kare bir yerdi. Orada acemice başladım. Oradan buradan aldıklarımı, yurt dışından getirdiklerimi satıyordum. Bu beni bir süre sonra tatmin etmedi. Üretmeliydim kendim bir şeyler yapmalıydım. Öyle bir paramda yoktu. Evimizin yanında bir oda tuttum, masa yaptırdım, dikiş makinesi aldım. Kafamda bir şeyler tasarlayıp çiziyor ve dikiyordum. Hemen mağazaya götürüp vitrinde askıya koyardım, elbisede hemen satılıyordu. Bu beni teşvik etti. Çok zevkli, zor işler yapmaya başladım. Yardım dernekleri yararına defileler yaptım. Bu beni modacı olarak çok tanıttı. Sadri hastalandıktan sonra bir daha defile yapmadım.

 

Ağabeyiniz Attila İlhan’la ilişkileriniz…

Ağabeyim çok yönlü bir insandı ve birbirimize çok düşkündük. Aramızda çok yaş farkı vardı ama iyi anlaşıyorduk. Onu kaybettiğimde sanki boşlukta kaldım. Geçenlerde İş Kültür tarafından Atilla İlhan Şiir ödülü töreni düzenlendi. Bunu her yıl birlikte yürüteceğiz. Ayrıca Attila İlhan Kültür Vakfı çalışmalarımız var. Vakfın kuruluş işlemlerini büyük ağabeyim Av. Cengiz İlhan yaptı. Şimdi yer arıyoruz, bir katını da özel Attila İlhan Kütüphanesi olarak açmayı düşünüyorum. Ağabeyimin ani ölümünden sonra çalışma odasını özenle korudum, bundan da gençlerin yararlanmasını istiyorum.

 

Kerem Alışık ve torununuz küçük Sadri Alışık’la ilişkileriniz nasıl?

Çok sıcak, çok yakın birbirimize çok düşkünüz. Kerem bunu pek göstermez. O çok içine kapanıktır ama ben sevgimi açıkça gösteririm. Torunuma da düşkünlüğüm bilinir. Torun çok seviliyor. Kerem’le birbirimizi görmediğimiz gün yok gibidir.

 

Son yıllarda dizi çalışmalarınız oldu. Yakında televizyonlarda izleyebilecek miyiz?

Evet, çok içime sinen diziler değildi ama bunlar. Şimdi yazılan, senaryosu hazırlanan bir dizi projesi var bekliyorum ben de.

 

Bir yanda modaevi, atölye, kültür merkezinde dersler, dizi oyunculuğu, bu kadar koşuşturmaca siz yormuyor mu?

Başka türlü olamam. Bu yoğunluk beni zinde yapıyor. Severek yapıyorum hepsini tüm zamanlarım doluyor ve  kendimi dinleyecek düşünecek zamanım kalmıyor.

 

Hatice Özbay

hatice.ozbay@yahoo.com

607
0
0
Yorum Yaz