Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Ezber bozan kadın

2007-12-26 20:41:00

Ezber Bozan Kadın Yelda Karataş

 

(Multi Kulti söyleşi - Hatice Özbay)

Sevgili Yelda Karataş’ın “İstanbul Bir Dişi Orospu – Beyoğlu Altın Dişi-" isimli şiir kitabı Telos Yayınları’ndan çıktı.

Sevgili diyorum çünkü Yelda benim yıllardır arkadaşım. Dili kullanışına, bilgi birikimine, yürekliliğine, cesaretine, en çokta üretkenliğine hayranım. Onu takip ederken şaşırıyorum. Çok kimliklilerden Yelda Karataş…

Şair, şiirler yazdı,  kitapları var. ıÜüİlk şiir kitabı, Ürperme ile Orhon Murat Arıburnu, ikinci kitabı Alacaydınlık ile Dünya Globus Ödülü’nü kazandı. 2007 yılı başında Japon Uluslararası 10. Mainchi Haiku Büyük Ödülünü aldı.ıÜü Reklamcı, sektörde reklam filmi senaryoları yazdı ve yaratıcı yönetmenlik yaptı, Kristal Elma aldı. Eğitmen, Yelda Karataş, yıllarca okullarda reklamcılık dersleri verdi. Söz yazarı Yelda Karataş, Sezen Aksu’nun ve daha bir çok sanatçının şarkılarına söz yazdı. Yazdığı öykü ile 44. Ulusal, 18. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Şenlikleri Hece Vezni, Serbest Vezin ve Öykü Yarışması´nda Gecenin Sütü Öyküsü ile Birincilik Ödülü aldı.

Yelda Karataş'ın Telos Yayıncılık'tan çıkan yeni şiir kitabının önsözünde Cezmi Ersöz “.. Yelda Karataş, bu kitabında, İstanbul artık yazılamaz, demişse de, tükenişini iliklerinde hissettiği bu şehirden bir sevda masalı yaratmış. Kirlenin bütün insan ilişkilerine inat... Evet, İstanbul ve onun altın dişi Beyoğlu çamura batmıştır.  Ama çamurun dibinde ışık vardır. O ışıkta kimsesiz aşklar çırpınıp durur. Bence İstanbul: Bir dişi orospu, Beyoğlu Altın Dişi adlı bu kitap geçmişin kaybolmuş güzelliklerine ve yitirilmiş masallarına yazılmış cesur bir ağıttır..." demiş.

Şu günlerde en son aldığı ödül tiyatro dalında. Mitos Boyut yayınlarından. Ayrıca Cezmi Ersöz’ün 'Şizofren Aşka Mektup' kitabını oyunlaştırdı.

'İstanbul Bir Dişi Orospu Beyoğlu Altın Dişi' adıyla Telos yayınlarından yeni çıkan şiir kitabını  söyleşmek üzere evinde buluştuğumuzda tiyatro dalındaki ödülünü de anlatmasını istedim.

“Tiyatrodan söz etmemiz gerekirse önce şiirden söz etmemiz gerekir” diyor söyleyen de. Doğrudur şiir bilmek, şiirle uğraşmak sanatın başka labirentlerinde dolaşabilmeyi olanaklı kılıyor. Ben de şuna inanıyorum; şiir yazabilen insan, diğer sanat dallarında da ürün verebilir. Dünyada bunun örnekleri çok. Ama bu şu demek değildir; ‘Biz her şeyi yaparız.’ Ben şundan hep korkarım, çevremizde var, ben de öyle biri olmak istemem, ‘onu da bilirim, şunu da yapabilirim arkadaş’ demek değil. Şiir yazabilmek, diğer yazım dallarıyla da, çalışabilme cesareti verebilir insana. En yakın bulduğum sanat dalı sinemadır. Yıllarca reklam sektöründe çalıştığım için, mesaj düşünebilme konusunda, bunun kıvrımlarında epey yol kat ettiğimi düşünüyorum. Onlarca senaryo yazdım. Bunlar zor senaryolardı, çünkü 30 saniyede 60 saniyede en fazlada bir buçuk dakika içinde…

Neyi vermek istiyorsan en kısa sürede, en doğru biçimde anlatma zorunluluğu…

En zor işlerden biridir reklam filmi yazabilmek, yapabilmek. Senaryo özellikle bir reklam filminde en temel olandır. Bir sanat yapıtında tabii ki senaryo çok değerlidir ama yönetmene daha fazla üzerinde oynama şansı tanır. Reklam senaryosunda çok ciddi bir beyin jimnastiği gerek, özellikle görsel düşünebilme, hızlı düşünebilme, creative direktörseniz, montaj aşamasından, dublaj aşamasına kadar filmin tümünden sorumlusunuzdur. Bu bir anlamda reklam sektörünün çok sorulan sorusudur. ‘Bir şaire ne katıp, ne katmadığı?’ ‘Tiyatro yazarına da, bir öykü yazarına da ne katıp, ne katmadığı?’ sorusuna yanıttır belki. Ben hem şiir yazabilme maceramdan feyz alarak, güç alarak, reklam sektöründeki deneyimlerimden bunu çözdüm. Yıllarca tiyatro ile çok ilgilendiğim için, tiyatro okuyarak, tiyatro seyrederek büyüyen bir kuşak olduğum için en yakın bildiğim sanat dalı sinemadır. Kurgusal anlamda ve estetik olarak da, dilsel anlamda da ikinci yakın bulduğum tiyatrodur.

Dolayısıyla Cezmi Ersöz'ün 'Şizofren Aşka Mektup' kitabını  oyunlaştırdın. 

Evet. Öncesinde şu oldu,  tiyatro yazabilir miyim diye düşündüm. ‘Vahşi komedi’ diye bir komedi yazdım ve ödül aldım. Bu bana cesaret verdi.

Komedi tiyatronun en zor dalıdır.

Evet, ama oyun komedi değil. En zor dalı…

İnsanları güldürmek, ağlatmaktan çok daha zor...

Katılıyorum sana.

Toplum olarak ağlamaya yatkınız ama gülmeye değil…

Gülmek içinde ironiyi de taşıyan bir eylem aslında. Biz de gelenekleri çok güçlü bir toplumuz. Aziz Nesin’e çok şey borçluyuz, Hoca Nasrettin’in geleneğini en onurlu taşıyan insanlar tiyatro yazmış. Dolayısıyla komedi üslubunda yazılmış, içinizden ağlamak gelen bir oyundur. Mitos Yayınlarının ödüllü bir yarışmasına gönderdim. Başarı Ödülü aldım. Bu yıla kadar üç başarı ödülü verirlermiş, ilk kez bu yıl dört başarı ödülü verdiler. Bu dört ödülü de kadın sanatçılar aldı ki bu da ayrıca altı çizilesi bir örnektir. Bu ödüller, gençlik ödülleriydi, yirmi iki ile, elli üç yaş arası skalada. Bu da beni çok mutlu etti. Bunu kaç kişi fark etti bilmiyorum. Gençlik ödülleriydi bu ödüller.Onur duydum bu ödülden. 'Şizofren Aşka Mektup' kitabını oyunlaştırma teklifi Cezmi'den geldi. Hem saygı duyduğum bir insan ve iyi bir isim.Bir insanı yazar olarak seversiniz, insan olarak haz etmezsiniz, mecbur da değilsiniz buna. Bu benim içinde geçerli, uzak durusunuz o insandan, hele ki çağdaşınızsa.  Gönül istiyorki bir yazarı hem insan kimliğiyle, hem de yazar kimliğiyle... Bir birinden bağımsızdır, her iki kimlik hem de yazar yaşadığından sorumludur da. Ayrıca Cezmi'yi çokta seviyorum.

Aynı oyun için birlikte çalışmak ayrı bir bağ oluşturdu diyebiliriz değil mi?

Kesinlikle... Bana önerdiği, gönülden istediği yapıtın adı 'Şizofren Aşka Mektup' bir çok satan, satılmayı da hak eden kitaplarından. Hatta bir döneme damgasını da vurmuş bir kitap. Hepimizin kendimizden çok şeyler bulduğu bir kitap. Çok zor bir şeydi yaptığım iş. Mektup formatında yazılmış, hatta mektupların hangisini erkek yazmış, hangisini kadın yazmış ilk okuduğumda da pek belli olmayan, ayırt edilmeyen bir öykü vardı. Çok sağlam bir kurgu ve omurga vardı ama bir tiyatro yapıtı haline getirmek, çok terletici ve beraberinde zevkli bir işti. Ben hem korkarak, hem de keyifle bunu Cezmi'nin önüne koyduğumda çok beğendi. Gerisi önemli değil, yazarı beğendi ya...

Şu anda, bu çalışma ne durumda?

Şu anda sponsor çalışmaları sürüyor. Müziklerini yapan arkadaşımız Türkiye'nin önemli müzisyenlerinden biri. Yönetmeni de öyle bu arkadaşların adlarını vermenin erken olduğunu düşünüyorum. Aslında Sema İşbilen bu işin prodöktörü. Çok genç bir arkadaşımız ve bu işin annesi o. Hepimizi bir araya toplayan da Sema'dır. Bu işi yazmayı kabul ettiğimde; Cezmi'ye duyduğum saygı başta ama arkasından Sema'ya duyduğum güven, bendeki heyecan bu işi hayata geçirmeye neden oldu.

Ne kadar sürede yazdın bu oyunu?

Çok kısa bir sürede, aslında iki hafta da. Bir tiyatrocu arkadaşa da onaylattım, 'Yaptığım iş ne kadar doğru' diye de.

2007 yılı oldukça üretimli, verimli bir yıl oldu senin için. Yeni kitabını konuşalım isterim.

Aslında Şems ve Mevlana'dan önce yazılmaya başladı. Edebiyat görgüsüne, yazın görgüsüne değer verdiğim insanlara kimi zaman danışırım. Bunlardan biri de sensin.

Teşekkürler...

Ben teşekkür ediyorum. Genellikle de bunu çok açıklamam ben. Gösteririm çünkü, basında saygı duyduğum isimdir. Çünkü benim okuyucumsun senin görüşlerin benim için değerli. Aydın bakışına, değer veriyorsam, zaman zaman kitabın bütününü, zaman zamanda bazı bölümlerini sorarım. 'Ne diyorsun?' derim. Çok sıradan bir insana okurum, mutlaka ondaki karşılığını da almak isterim. Çünkü  insan gerçekliğini anlatmayan şiir hiç bir şey anlatamaz. Doğanın gerçekliğinden, toplumun gerçekliğinden, daha  ötesi tarihin gerçekliğinden, acının gerçekliğinden, hangi duygunun ve hangi duyguya karşılık geldiğinin gerçekliğinden hangi şair uzak durabilir.

'İstanbul Bir Dişi Orospu Beyoğlu Altın Dişi' isimli  şiir kitabının bir bölümü dikkatimi çekti; - Ben bu öyküyü üç kişiye anlattım/ biri orospu- biri katil / biri şair olsun istedim./ demişsin merak ettim öykünün aslını...

Kitapta üç öykü var, birbirinden bağımsız üç öykü bu. Beyoğlu'nda geçiyor her üç öykü de. Zaman yok, zamansız bir öyküdür. Bu öyküyü anlatan arkadaş..... bir arkadaştı. Anlatırken böyle bir şey demedi, öykünün içinde ikinci bir öykü var. Öyküyü dinlediğim arkadaş bana dediki, 'Yelda biliyor musun, ben bu öyküyü bir orospuya anlattım, katil bir arkadaşıma  anlattım. Birde şaire anlatmak istedim' dedi ve bana anlattı. Onun anısına tam değil ama çeşitli bölümleri var hissettiğim, anımsadığım, Anadolu kokan, Malatya kokan... Cemal Süreyya'ların İstanbul'unun ne hale geldiğini, ne durumda olduğunu, bir geleneği sürdürmek istedim.

Bu günkü İstanbul'un durumundan duyduğun mutsuzluğu  kaleme aldın...

Cezmi Ersöz, kitabın önsözünü yazmadan okuduğunda tadına doyamadım dedi.Öneride bulundu bir öykümü de uzatmamı istedi. Ben de onu kırmadım bir öyküyü uzatarak  anlattım. Konuşurken altını çizerek şunu söyledi 'İstanbul erdemini yitiriyor.' Bir kentin erdemini yitirmesi en değerli şeyini yitirmesi demektir. Eğer bundan şikayetçiysek, onu kötü yola biz düşürdük. Ve biz bundan sorumlu olanlara karşıysak, mesleği bırak, çağdaş birey olarak, insan olarak, insan ve değerleri açısından.. Kent bir insan değildir.

Kent tükeniyor, elden gidiyor, hal budur diyorsun...

Evet, hal budur diyorum. İstanbul dişi bir kentdir. Kentlerin bir cinsiyetleri vardır. Onun için 'dişi' dedim. Erkek bir kent olsaydı, üretemezdi. Evlatlarını yitirmiş bir anne kadar da acı çekiyor ve elinden tutanı yok. Onu gün gün sömürüyoruz. Gözyaşlarına bakmadan da hakaret edilemesine izin veriyoruz. O kadar seviyorum ki, zaten bu kadar sevdiğim için onun gerçeğini görüyorum. Ben onun bu haliyle seviyorum ve bundan sorumluyum.

Beyoğlu...

Beyoğlu'nu çok seviyorum ve yıllardır Cihangir'de yaşıyorum. İstanbul dünyanın en güzel kentlerinden biridir. 'Şimdi orada olmak vardı' şairi o kadar iyi anlıyorum ki. İstanbul'da büyümüş, İstanbul'un ruhunu, ruhu olarak görmüş insanlar: isterse öldürsünler, katletsinler ben, onunla mezara girecek kadar seviyorum.

'Zait' adında bir kitabında Karşın Dergisinin armağanı olarak piyasaya çıktı.

Zait, Frengi hastalığının bir adı. Sait Faik'in bir öyküsü var. Ben yıllarca Sait Faik'in öykülerini zevkle okurum. Onlarca arkadaşıma hala Sait Faik armağan ederim. Benim vaz geçemeyeceklerim Şiirde Turgut Uyar, öyküde de Sait Faik'tir. O öykü benim kafamda kalmış bizim bir önceki kuşağın öyküleri. Zait'in bir anlamı da 'Artı' demek. Vatansızlıktan daha ağır bi ceza var mı? Haymatlos'un vatan dediği şey ile benim vatan dediğim şeyde aynı. Yurtun içinde yaşanarakta haymatlos olunabiliyor. Artı olarak ta bunu düşündüm.

 

 

 

 Hatice Özbay

hatice.ozbay@yahoo.com 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

395
0
0
Yorum Yaz