Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Çağdışı Zihniyet (1)

2013-01-21 22:56:00
Çağdışı Zihniyet (1) |  görsel 1

 

Çağdışı Zihniyet (1)

Kendini Ele Veren Çağdışı Zihniyet mi demeliyim?

Çocuk yaşta evlendirilen, üzerlerinden başlık parası alınan, mal ile takas edilen kızlar konusunu yazıyorum ve ömrüm yettiğince yazmaya da devam edeceğim.
Bu sorunun sadece ülkemizin değil, geri kalmış tüm ülkelerin sorunu olduğunu da bilerek yazıyorum.

 

Bu bir insanlık sorunu!

The New York Times gazetesinin foto muhabirliğini yapan Stephanie Sinclair, Afganlı kız çocuklarının dramını objektifiyle yakaladı. Henüz on bir yaşındaki kızların, elli beş yaşındaki adamlarla evlendirilmelerini görüntüledi.

Afganistan’da da durum bizden farklı değilmiş, genellikle başlık parası, borç karşılığı verilen küçük kızlar, kumaları ve onların çocuklarıyla birlikte yaşadıkları ve tarlada, ev işlerinde çalıştırıldıkları da haber konusu oldu.

Ülkemizde bu konularda gündemimizi son aylarda çokça meşgul eden iki ünlü isim var bildiğiniz gibi: Hüseyin Üzmez ve Halis Toprak.

Üzmez’le ilgili çok haber yapıldı, yazılar yazıldı, ben de yazdım defalarca. Konu adliyede ve Üzmez cezaevinde. Dillere destan olan Adli Tıp ise yer ile yeksan olmak üzere.

Oradaki depremlerin ardı arkası kesilmiyor.

Dilerim kesilir bir gün.
Halis Toprak’la ilgili de yazıldı ve yazılmaya da devam ediliyor. Tüm kadın kuruluşları ve Ağa’nın kızları teyakkuz halinde...

Dileyen dilediğini yazsın, söylesin de, birileri de çıkıp neden hala kadınlar kendi haklarını savunmak zorunda kalıyorlar, bunu bir açıklasınlar artık.

Halis Ağa evlenince yedi kızı birleşti, avukat tutup bu evliliğe itiraz ettiler.

Halis Ağanın erkek çocukları ise bacılarının tam tersini yapıp, babalarını savundular.

Bu ne yaman çelişki annem?..

Ardından Halis Ağa televizyona çıkıp yaptığı evliliğin ahlaki olduğunu savundu. “Ne yapsaydım, metres mi tutsaydım?” dedi.

Bu ahlaklı olanı…

Demek ki, ahlaksızlar metres tutuyormuş!

Röportajı yapan delikanlı tersinden bir soru sorup, “Çocuklarınızın annesi genç biriyle evlense ne yapardınız?” diye sordu

Halis Ağa ne dese beğenirsiniz?

“Evlenmez, yaşı geçti. Hem onun ahlakı çoktur.”

Hani Halis Ağa ahlaklı bir evlilik yapmıştı?

Zihniyet bu!

Erkek yaparsa ahlak içinde, kadın yaparsa ahlak dışında… Bu ahlak standardını kim belirliyor?

Herhalde Türk Standartları Enstitüsü değil.

Bunu biz belirliyoruz. Yani kadınlar.
Çünkü oğlan çocuklarımızı ve kızlarımızı ayrı ve birbirine zıt standartlardaki ahlak anlayışlarıyla yetiştiriyoruz da ondan. Sorun sadece Halis Ağa’ya özgü değil.

Toplumun neredeyse tamamında bu düşünce hakim. Öyle olmasaydı, Halis Ağa ekrana çıkıp da yaptığını savunabilir miydi? Savunduğuna göre, güvendiği bir şey var. O da işte toplumumuzun ahlak standartlarıdır.

Bir arkadaşım vardı, babasının dört ayrı şehirde dört ayrı karısı varmış. Adam kabzımalmış. Düzenli olarak mal almaya gittiği şehirlerde birer gayrı meşru evlilik daha yapıp, evler açmış kendine. Soranlara da, “Böyle daha ucuza geliyor. Hem otele göre daha rahat. İnsanın kendi evi gibisi var mı?” diyormuş.

Patates aldığı şehirde bir ev, soğan aldığı şehirde bir ev, diğer ev karpuz kavun aldığı şehirde, bir diğer ev de dükkanının bulunduğu şehirde.

Duyunca gülmüştüm. “İyi ki baban işleri geliştirmiyor. Sadece bostan ve patates soğan üzerine çalışıyor. Ya patlıcan, domates, fasulye ve bilumum zerzevatı da alıp satsaydı, yanmıştın kızım sen.” demiştim ve eklemiştim: “Anadolu’da Timurlenk’ten sonra baban ikinci sırayı alacaktı, önüne geleni sıraya dizme konusunda.”

Halis Ağa da kendini böyle savunuyor çünkü. “Yaşım geçti yataktan çıkamıyorum, Yaşımda birini alsaydım o mu bana bakacaktı, ben mi ona bakacaktım?” diyor.

Yani Halis Ağa, sözün kısası kendisine hizmetçi tutmuş. Gene Halis Ağa’yı yasalara saygısından ötürü tebrik etmek lazım… Kızın yaşının on sekiz olmasını beklemiş ve doldurur doldurmaz da basmış nikahı. Hem de “hükümet nikahı”. Bravo Ağa’ ya.

Ağa’nın açıklamasından anlıyoruz ki, kızcağız sadece bakım yapacak. Yıkama yağlama yapıp, Ağa’nın sırtını keseleyecek.

İyi, güzel! Kim ne diyebilir ki?

Her şey yasalara uygun…

Ahlaka da.

Gerçi Ağa’yı da anlamak lazım… Uzunca bir süredir (TMSF) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile başı belada.

Borcundan fazlasını ödediği halde TMSF Başkanı Ahmet Ertürk ile arasında kan davasına dönüşen olay nedeniyle hayli hırpalandı Ağa çok da yoruldu.

Kavgadan geri adım atmayacağını da açıklıyor. Ahmet Ertürk’ün üstüne üstüne gitmeye devam ediyor.

Onu bu kavgaya hazırlayacak bir antrenöre ve her raunt sonrasında yorgunluğunu alacak masöre ihtiyacı var.

Ağa, maça sıkı hazırlanıyor yani...

İyi de, bu iş için çalıştıracağı birini nikahına ve yatağına alması gerekir miydi?

O kendi bileceği iş bence. Tabii, bir de eşinin...

Kadın açısından bakarsak, patronuyla nikahlanma umudu, kaç kadının rüyalarını süslemiyor ki?

Anlaşılıyor ki, babalık ile kocalık rolleri, tersinden bakarsak da evlatlık ve karılık rolleri iç içe geçmiş durumda.

Bu olay, toplumumuzun erkek egemen düşüncenin hakimiyetinde yol almaya devam ettiğini gösterir sadece.

İster misiniz, kavganın muhatabı Ahmet Ertürk de eşini boşayıp on sekizlik yeni bir eş alıyormuş kendine. Hem de masrafını TMSF kasasından ödeyerek. Bahanesi de var nasılsa, Ağa’nın karşısına zinde çıkmalı çünkü.

İyi de, biz kadınlara düşen rol bu mu?

Çoğu Avrupa ülkesinden bile önce, kadın hakları konusunda devrim niteliğinde değişimleri Atatürk bunun için mi yapmıştı?

Kadın, evliliğin eşit taraflarından biri olamadı mı hala?

Şimdi aklıma geldi soruyorum: Telefonda 3G teknolojisi mi, yoksa kadının toplumsal konumu mu çağdaşlık işaretidir?

Bu da: Kadının Sorgulayan Hali anlayın işte soruyorum ve sorguluyorum.

 

Hatice Özbay

Temmuz 2009

www.turuncutime.com

 

93
0
0
Yorum Yaz