Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Bunun Adı "Töre" İse Satmışım Töresini

2013-01-29 13:22:00
Bunun Adı Töre İse Satmışım Töresini |  görsel 1

 

Bunun Adı “Töre” ise

Satmışım Töresini!

25 Kasım Çarşamba günü “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” idi. Aynı gün tüm ülkelerde çeşitli etkinlikler, gösteriler, yürüyüşler düzenlendi. Sivil toplum kuruluşları birer birer kadına uygulanan şiddeti kınadılar.

25 Kasım Çarşamba günü Ben de, Tunç Erden Yakar’ın “Kanal T” ekranlarında hazırlayıp sunduğu “Turuncutime” programının konuğuydum. Programının büyük bir bölümünde bu kadın ve şiddet konusunu irdeledik. Yayınlanan istatistik verileri programda seyirciyle paylaştık.

Sözün her düştüğü yerde bunları konuşuyor, dillendiriyor ve yazıyorum.

Kadına uygulanan fiziksel, psikolojik şiddetin sınırı, dini, ırkı, milliyeti yok.

Zamanı, mekanı ise hiç yok.

Ancak yine de beni yaşadığım topraklardaki kadınlar, bizim kadınlarımız daha çok ilgilendiriyor.

Çünkü her yıl binlerce kız çocuğu çeşitli nedenlerle okula gönderilmiyor.

Çünkü her yıl yüzlerce kız, çocuk yaşında evlendiriliyor.

Çünkü her yıl binlerce kadın fiziksel şiddete uğruyor.

 

Fiziksel şiddete uğrayan kadınların istatistik sonuçlarına baktığımızda Türkiye ortalamasının yüzde 35, Doğu Anadolu genelinde ise bu oranın yüzde 40’lara vardığını görüyoruz. Okuma oranının düşük olduğu bölgelerin Türkiye ortalamasını yükselttiğini de... 

Eğitim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gören kadın sayısında ciddi azalmalar olduğunu da görüyoruz.

Ama çok dikkat ettiğimizde acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ki bu da; kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınlarda fiziksel şiddet deneyiminin yüzde 78’e vardığı bilgisi.

İşte bu rakamlar bize; söylenmeyen, konuşulmayan, açıklanmayan, ayrılma veya boşanmayla sonuçlanmamış daha ne kadar çok kadın olabileceği gerçeğini bir kez daha açıkça gösteriyor.

Bildiğim bir şey var, eğitimin tüm bölgelerde ve eşit biçimde yapılabilme olanaklarını zorlamak. Ve bu da meclise gidenlerin birincil görevi…

***

 

Her geçen gün bir kadın, genç kız veya kız çocuk trajedisiyle karşılaşıyoruz.

 

Bu daha ne kadar sürecek? Bilmiyoruz...

 

Bir de sıklıkla duyduğumuz töre cinayetleri var ki tam bir Vandallık.

Ya da töre cinayetlerini birazcık yumuşatıp kadın trajedisi mi demeliyim.

Veya kaderciliğe boyun eğip, bu toprakların yazgısı mı demeliydim.

Diyemem...

İçinde insan sevgisini hiç barındırmayan, kendi öz çocuğunu öldürebilen zihniyet hangi çağdan, hangi dinden, hangi kültürden miras kaldı ki bize?

Bu mirası reddediyorum.

Ölüme gönderilecek olan genç kızın, kadının veya kız çocuğunun toplanan sözde aile meclisi yaptıkları vandallığı toplum gözünde aklamak adına namus, töre, gelenek diye kılıflamalarını sakatlık olarak niteliyorum.

Heyhat buna dur diyecek birileri, bir şeyler, yasalar yok mu hala?

***

Onu bir gazete haberiyle öğrendik. Kümesin altına oturur biçimde gömüldüğünü üzerine de beton döküldüğünü.

Kâhtalıydı. O dokuz çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Yaşı henüz on altı. Bir gün ortadan kayboldu. Aile polise dahi bildirmedi. Neden bildirsinler ki yapan belli...

Onun varlığından sadece öldüğünde haberli olundu.

Okula gitmek istedi mi? Gitmek isteyip de gidemediyse neler hissetti?

Sevilmek nedir öğrenmiş midir?

Onun için aile ne anlam ifade ediyordu?

Ya, anne, baba, kardeşler ne anlam ifade ediyordu?

Bir gün bir erkeğe göz ucuyla baktığında, kalbi ürkek bir tavşan gibi titreyip bunun anlamının aşk olduğunu biliyor muydu? Eğer kalbi böyle titremeye devam ederse bunun kaçınılmaz sonu olduğunu biliyor muydu?

Ya da ailesinin kendi bedeni karşılığında para pul aldığı biriyle evlenmemekte direnirse başına gelecekleri biliyor muydu?

Eşit şartlarda doğsa da, kız çocuğu olarak dünyaya geldiği için kendi aleyhine bu eşitliğin bozulduğunu, tarlaya, sabana giderken biliyor muydu?

Dağda bayırda koşarken düşünebilir miydi; bir gün on altı olacağını ve kurulan (sözde) aile meclisinin kendisinin ölüm fermanını vermiş olabileceğini. Üstelik cesedini de bahçedeki kümesin altına gömüp, üzerine de beton dökecek olabileceğini düşünebilir miydi?

 

Bunun adı “Töre” ise satmışım böyle töresini...

***

Sözde aile meclisine verilecek her ağır ceza bu yavrucağı geri getirmeyecek. Vicdanları da rahatlatmayacak

 

Yine de her zamanki gibi vekillerimize sesleniyorum: Bizim ülkemizde neden hala “Töre cinayetleri” ağır suç kapsamında değil?

Neden azmettirenler de ağır cezalar alamıyor?

Ben ve benim gibi düşünenler adına Vekillerimiz, özellikle kadın vekillerimiz sizlere sesleniyorum: İç hukuktaki cinsiyet ayrımcılığı içeren hükümlerin, bir an önce uluslararası anlaşmalar ve sözleşmelere paralel düzenlenmesi yönündeki çalışmaların hızlandırılmasını artık önemseyin.

Bugün Kâhta’dan gelen bu haber dün başka bir yerden gelmişti. Yarın da başka bir yerlerden gelmesin. Bu ve benzeri olayların önünü tıkamak için cezaların ağırlaştırılmasıyla ilgili yasaların, bir an önce meclisten çıkmasını sağlamak, sizlerin bu halka olan borcunuzdur.

 

Hatta birincil göreviniz olmalı!

Ülkesinin kadınlarını, genç kızlarını koruyamayan, koruyacak yasaları çıkaramayan vekiller olarak tarihte yer almak istemiyorsanız tabii...

 

 

57
0
0
Yorum Yaz