Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Aysel Gürel’in Ardından!

2008-05-16 10:10:00

 

 

Aysel Gürel’in Ardından

Şarkılar Öksüz Kaldı

Hatice Özbay

 

 

Aysel Gürel… Geleceğe kalan bir şiir…  Geleceğe kalan bir şarkı… 

O, bir ressamın yapabileceği, en renkli tablo…

O, korkunun insanı cüceleştirdiğine inanan korkusuz kadın…

Aysel Gürel; Türkolog, şair, şarkı sözü yazarı, tiyatro ve sinema oyuncusu… Yıllarca radyofonik temsiller seslendiren, türü tükenen Anka Kuşu.

Aysel Gürel savcı, Ali Rıza Gürel ve ebe Kamile Kezban Hanım’ın üçüncü çocukları olarak dünyaya gelir. Ağabeyi avukat İhsan Gürel, ablası yüksek fizikçi Ahsen (Gürel) Karasu ile klasik batı müziği, opera, caz dinlenen evde ve binlerce kitabın arasında büyür.

Çorum’da yaşadıkları günlerde, babası küçük kızına bir kuzu alır. Aysel Gürel, henüz sekiz yaşındayken; ‘Gezip dolaşan bu varlığın bir ismi olması lazım’ der ve kuzuya ‘Mido’ adını verir. ‘Mido’nun niye ninnisi ve şarkısı olmasın?’ diyerek de, ona şarkı yapar ve besteler. “İlk sözüm ve bestem ‘Mido’dur” der bir söyleşimizde.

Dokuz yaşında Türkiye’nin dahi çocuğu seçilir.

Üniversiteyi bitirdiğinde, hemen hemen tüm arkadaşları evlenmiştir. Aysel Gürel’de,‘Üremek için geç kalıyorum’ hissine kapılır. Kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında, tanıştığı gazeteci Vedat Bey’e evlenme teklifinde bulunur. Dört ay sonra da evlenirler. Bu evlilikten; Türk Sinemasında bir döneme damga vuran Müjde Ar ve Mehtap Ar dünyaya gelir.

Kızları Müjde ve Mehtap Ar’ı büyütürken eşinden ayrılmış bir anne, üstelikte sanat dünyasında başarılı bir kadın olarak yaşadığı zorlukları; ‘İşkence filmi gibi bir yaşamdı’ cümlesiyle özetler. Turnelere çıktığında, telefon yok, haberleşme sadece mektuplar ve telgrafla yapılırken aklı kızlarında kalır. O günlerde kızlarına, ‘Belki onlarda buradan geçer’ düşüncesiyle geçtiği tüm kentlerde, duvarlara bıraktığı notlarla iyi olduğunu yazar. Bir söyleşimizde de; ‘Hiç durmadan çalıştım ve kazandım, iş seçmedim.’ demişti. Az kazandığı tiyatro günlerinde, yüz gram peyniri cetvelle üçe bölüp, kızlarına pay ettiğini, onlarında iştahla peyniri en lezzetli yemek niyetine yediklerini de anlatmıştı.

Hayatı boyunca yalnızlığını, yatağının baş ucuna koyduğu kağıt ve kalemiyle paylaşır… Akıllara durgunluk verecek sayıda ki, şiir ve şarkı sözleri bavullara sığmayacak kadar çoktur. 

Altmış yıllık sanat kavgası süresince, sayısız sanatçıya söz ve besteler verir. Üstelik hit olan sözler ve en popüler sanatçıların sesleriyle... Bu tesadüf olabilir mi?  Aysel Gürel, hayatı boyunca, üretkenliğin sınırlarını zorladı.

Üniversitelerde; şairliği ve şiirleri üstüne tez konusu da olur bu muhalif kadın. 2007’de Boğaziçi Üniversitesi’nde Sabahattin Ali yarışmasında Araştırma Görevlisi Veysel Öztürk’ün tezi birinci oluyor ve konusu, “Ben Şair Aysel Gürel, Nasılım?” Veysel Öztürk, “Madem şiir olan şey bir biçimde en azından dil alanında muhaliftir, öyleyse bir çok söz yazarı gibi Aysel Gürel’de popüler kültürü besleyen dizeleriyle ‘Sistemi içeriden yıkıyor.’ Dahası Aysel Gürel zaten pek çok bakımdan popüler kültüre dahil edilemeyecek kadar aykırı birisi. Bunu giyiminde kuşamında da görmek mümkün” diyor tezinde...

Yaşamı süresince de; ilki Aysel Gürel, Kaplan Kozanoğlu imzalı‘Şiir… Şimdi’ ikincisi ‘Senin İçin Sana Değil’ isimli iki de şiir kitabı yayınlanır.

Düzgün Türkçesiyle, ‘Ben kadınların bilinçaltıyım’ dedi. Öyle de yaşadı. Kadınların ortak sesi, tabuların, gelenek göreneklerin, ananelerin setlerini kaldırıp, ardından kadınlara ‘Kendinizi önemseyin’ ‘Sevdanızı önemseyin’ ‘Yaşamı önemseyin’ mesajları verdi.

Aysel Gürel hayatı dolu dolu yaşayan, kıpır kıpır yerinde duramayan tavırları, kafalarımızda oluşan anne, anneanne imgelerini de yerle bir etti.

Saçlarını sarıya, pembeye boyarken de aslında rengin önemli olmadığını anlattı.

Gözlüklerinin kırmızı, pembe rengi konu olsa da; nasıl baktığını, hangi çerçeveden gördüğünü haykırdı. 

Yaşama veda etmeden kısa bir süre önce; hasta yatağından kalkıp reklam filmi çektiğinde bile verdiği mesaj açıktı; ‘Ben tutkusal coşkuların temsilcisiyim’ diyordu.

Tutkusal Coşkuyu mitolojiye göre; ‘Neşe Dağıtıcı’ Dionysos temsil ediyor. Bana göre de, günümüzde de Aysel Gürel temsil etti.

Rosa Agizza  ‘Neşe Dağıtıcı’ Dionysos’u anlatırken şunları söylüyor. ‘…insan ve hayvan üretkenliğinin tanrısıdır. Tutkusal coşkunun temsilcisidir; bu kimliğiyle iç engellemelerimizden oluşan zincirlerin kopuşunu, yok oluşunu simgeler. Toplu eğlentilerin, gevşemelerin, hep birlikte sarhoşluğa dalmanın tanrısı kimliğiyle, insanın içinde var olan, fakat ahlaksal ve toplumsal kuralların kösteklediği usdışı davranma dürtülerinin özgür bırakılmasına destek olur. Üretkenlik ve diriliğin taşkın görünümüne bürünmüş kimliğiyle, kurulu düzenin değişmez karşı koyanıdır.’

Aysel Gürel’ler kolay yetişmiyor… Yerleşik toplum değerlerine başkaldırı, ikiyüzlülüğe, riyaya, isyanı dile getiriş var sözlerinde. Sezen Aksu’nun seslendirdiği ‘O-kudum-da’da görüldüğü gibi; ‘…Mazlumu gazlayanı /Mücrimi pohpohlayan /Gördüm papazını faydasız köyün /Gördüm acısını kurnazını /Bilgiyi saymazını /Yeniliğe aymazını /Sarı liraya ete kemiğe şana şöhrete doymazını…’

Varmadan sekizine /Ergin oldu Ünzile /Hem kadın hem de çocuk /On ikisinde ana /Bir gül gibi al ve narin /Bir su gibi saydam ve sakin /Susar kadın Ünzile’de ülkenin gerçeklerini anlatır. Ezilmiş, üzülmüş, adil olmayan biçimde yok olmakla, olmamak arası yaşayan Firuze’ler, Ünzile’ler, Aysel’ler, Cansu’lar, Özlem’ler, Ayşe’ler, Elif’lerin yaşam haklarının elinden alınmayacağı bir düzende yaşanmasıdır dileği.

 ‘Teşbihte hata olmaz’mış. Olursa da olsun, Aysel gerçek bir önderdi ve ben onu iyi ki tanıdım…

 

816
0
0
Yorum Yaz