Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Ataol Behramoğlu/ Aralık -Ocak Kaçak Yayın Dergisi Hatice Özbay

2007-05-10 15:05:00


 
BU YANGIN YERİNDE

Yaşamak bu yangın yerinde

Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak

Cahile kurban olarak

Yalanla kirli havada

Güçlükle soluk alarak

Savunmak gerçeği, çoğu kez

Yalnızlığını bilerek

Korkağı, döneği, suskunu

Görüp de öfkeyle dolarak

Toplanıyor ölü arkadaşlar

Her biri bir yerden gelerek

Kiminin boynunda ilmeği

Kimi kanını silerek

Kucaklıyor beni Metin Altıok

"Aldırma" diyor gülerek

"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde

Yaşamak, insan kalarak"

Bu dizelere bakıp da Ataol Behramoğlu ile şiir üzerine konuştuğumu sanmayın...

Behramoğlu’nun son yıllarda makale ve köşe yazılarındaki vurguları, bu söyleşimizin yönünü Başbakan Tayyip Erdoğan ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimine kaydırdı. Cumhuriyet Gazetesinin 5. katındaki yazarlar odasında  Başbakan Erdoğan, nasıl Başkomutan Erdoğan olur’ u söyleştik.

“Erdoğan Başkomutan”olursa...

Hatice Özbay / Kaçak Yayın Aralık- Ocak ayı söyleşi yayınlanmıştır. 

Hatice Özbay-  “Başkomutan Erdoğan” başlıklı  yazınızda: “1960’lardan bugünlere, üst düzeydeki hiçbir politikacının konuşmasının içeriğinde ve tarzında bu ölçüde bir saldırganlık ve hemen sonrasındaki alttan alışlar arasında şaşırtıcı gidip gelmeler, bu kadar tutmazlık, bu ölçüde tedirgin edici ve ürkütücü bir yapaylık görmedim”diyorsunuz. Böyle bir saptamaya nasıl vardınız. Başbakanı ne kadar zamandır tanıyor ya da izliyorsunuz?

Ataol Behramoğlu -   Demirel nasıl bir adam dersen daha çok espiriler yapan yani bir nüktedan dersin.  Özal da bu dediğim şey kısmen vardı. Yani konuşurken de bir alt sesinin tonunu yapay olarak değiştirme eğilimi vardı. Buğusu vardı ve hastalık şeklinde açıkçası sanki ancak çok sağlıksız kişilik yapılarında, ses tonunda böyle zigzaglar olur. Bir insan yolda böyle yürüse, dersin ki sarhoştur. Hatta sarhoş bile demezsin. Sarhoşun yürüyüşünde bile bir istikrar vardır. Yani devamlı sendeleyerek yürür. Bir insan düşün, koşarken birdenbire duruyor, sonra birden koşuyor, sonra yavaşlıyor, sonra sendeliyor... Sonra dersin ki bu insanın yürüyüş grafiğinde bir anomali var dersin. Bu ses grafiğindeki bozukluk, bana göre yapısal bir probleme işaret ediyor. Ben daha önce yazılarımda da değindim daha önce de Tayyip Erdoğan, bir tip olarak benim ilgimi çok önceden çekti. Daha ilk kez İstanbul Belediye Başkanı adayı olduğu süreçte dikkatimi çekti. Nasıl çekti dikkatimi? Televizyon konuşmalarında şunu saptadım: hiç bilgim yok hakkında. Sadece İstanbul Belediye Başkanı adayı olarak biri çıktı, bu adam dedim hem hadi kibarca söyleyeyim çok az şey biliyor, hem de çok kibirli ve beni ürküttü bu. Bir insan düşün ki bilgisi kıt, fakat kibiri çok fazla. Ürktüm açıkçası bu kişiden. Bir de dikkatimi şu çekti: nedense, o izlediğim tv programlarında durup dururken zoomluyorlardı bu arkadaşı. Yani birdenbire bir de bakıyorsun tüm ekranı Tayyip Erdoğan kafası kaplamış. Bir kuşku duydum. Dedim ki ne oluyor? Yani öteki katılımcılardan neden farklı. Televizyon çekimcisi ya da programcısı niye bu kadar öne çıkarıyor bu kişiyi? Orda da açıkçası zihnimde bazı soru işaretleri belirdi ve ondan sonraki süreçlerde olanlar da aşağı yukarı beni doğruladı. Yani bu kaygımı bu bağlamda.

-    Basının ilgisini neye bağlıyorsunuz?

AB-     Orda da sağlıksız bir şey görüyorum bunu ben normal görmüyorum. Bu bana planlanmış bir şey olarak görünüyor. Seçilmişti. Seçilmiş insan gibi geliyor bana. Seçilmiş bir kişilik var. Nedir ? Çok kararlı kendi çizgisinde son derece kibirli ve ciddi olarak acımasız bir kişilik. Ben açıkçası bu email gelmeden önce de zihnimde bir Erdoğan- Hitler saptaması yapmıştım. Ancak, hiç hakaret etmek gibi bir niyetim ve amacım yok. ‘Hit’ olarak Yani Hitler’de gördüğüm nedir? Mizah sıfır. Hiç yok. Mesala Hitler’in kimliğinde mizah yoktur. Hani dersiniz  Mussolini’de belki vardır ama Hitler’de hiç mizah yoktur. Belli bir hedefe kilitlenmiştir, hiç espri yoktur, o hedefe doğru gider.

HÖ-     Yani bunu Tayyip Erdoğan’da da görüyorsunuz.

AB-     Evet. Böyle biri. Mesela solcu bir insan, muhakkak ki mizahı da bilir. Çünkü bizim dünya görüşümüzde, yani genel olarak insani dünya görüşünde mizah vardır. Ama burda yoktur, Hitler’de de mizah yoktur. Burda ben bir benzerlik gördüm. Kimlikleri arasında da... Ben buna ille de biyoloji yakınlığı gibi bakmıyorum. Böyle olur-olmaz ayrı konu. Ama, insan tipi olarak, bir hedefe kilitlenmiş, fanatikçe kibirli, kendini beğenmiş, hiç bir mizah duygusu yok. Böyle bir kişi.

HÖ-     Bu tesbitleriniz, başbakan olmadan önce mi?

AB-     Şimdi, şunu görmeye başladık. Özellikle de başbakan oluşu ile orda şer bir değişme gördüm. Burda sözünü ettiğim şey o. Bu kez, sağlıksız bir ses grafiği diyorm ben buna. Ama aslında düşüncedeki gidip gelmeler. Aslında onu serbest bıraksalar, yine önceki gibi o hedefe kilitlenmiş şekilde saldırgan üslubu ile devam edecek. Fakat, şimdi çekiniyor bir takım şeylerden. Bazı uzlaşmalar var. Takiyye denilen şey. Çünkü ağır eleştirilere maruz kaldı. Bunu da bilyor. Kurnazlık yapmak istiyor. Tabi bütün bunlar, düşünce grafiğini bozuyor ve o düşünce grafiğindeki bozukluk sese de yansıyor. Ben ordan yola çıktım. Bizim alanımıza şöyle girer: Biz yazar olarak, şair olarak bir sanat eserine ya da yazıya şöyle bakarız ve deriz ki, üslup bozuk. Yani deriz ki bu kelime olmaz. Bu cümlede bu olmaz. Burda bir sağlıksızlık var. Yani böyle heyecanla yazarsan bunları, bu nedir, bu niye birdenbire üslupta bu geriye çekilme nedir deriz. Dıştan bakarak, yani biçime bakarak içindeki rahatsızlığın özdeki karşılığını da buluruz, görürüz.

HÖ-     Cumhuriyet gazetesi ‘Cumartesi Yazıları’ köşenizde yayınlanan ‘Başkomutan Erdoğan’ başlıklı yazınızdaki tüm satırlar ilgi çekiciydi. Hitler-Erdoğan benzetmesi sadece bu değil. Almanya’da Demokrat Parti Milletvekili Theodor Heuss’un ‘Hitler’in yükselişine karşı demokrasi güçlerini birleştirme çabalarının başarıya ulaşamayışı’ şu an bizim için de geçerli mi? .Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken Şu anda Tayyip Erdoğan’ın alternatifi yok gözüküyor.  MHP- CHP gibi partilerin de ‘genel seçim’ çağrısı yaptıklarını biliyoruz.  Şu ana kadar, farklı birleşmeler, güç birlikleri söz konusu değil. Bunlara sizin yaklaşımınız ne? Bunu bir konuşalım. Erdoğan, Cumhurbaşkanı olma yolunda gidiyor. Saptamalarınıza göre Cumhurbaşkanı olduğunda daha mı bir volüm yükselecek? Ses grafiği daha mı yükselecek?

AB-     Önce, zihnimdeki şu cümleyi söyleyeyim: bunu sık sık tekrar ediyorum zihnimde. Bazen yazılarımda da değindiğim oluyor. Vatansever olmak bu kadar mı güç? Yani yurtsever olmak bu kadar güç mü? Ya da şöyle de diyebiliriz: Sağduyu sahibi olmak bu kadar zor mu? Bunu anlamıyorum. Biz sınıfsallık kavramına inanırız. Emekçi insan var, bir de sömürücü insan var diyelim kabaca. Ve bu çelişki hep vardır, sürüp de gider. Bazan azalır, bazan çoğalır. Bu tamam. Bir de var ki, ülke gerçeği. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu ülkenin karşı karşıya olduğu çok ciddi tehditler var. Bunları görmek bu kadar zor mu? Solcu olabilirsiniz, radikal solcu olabilirsiniz, muhafazakar görüşleriniz olabilir, farklı açılardan bakabilirsiniz ülke sorunlarına, ama bir ülke var ortada ve bu ülkenin maruz kaldığı, karşı karşıya olduğu çok ciddi sorunlar var. Emperyalizm, bu bölgede Türkiye’yi de kendi amaçları doğrultusunda kullanma çabasında bir şekilde. Bu coğrafyada, bu ülkede özellikle de gerçekten de bunu çok büyük samimiyetle söylüyorum, aydınlanma devrimi dediğimiz hareketin, yani yeryüzünde Batı Avrupa’da gerçekleşmiş kaynağını nerde buluyor? Eski Yunan’da buluyor. Demek ki 2500 yıllık gibi bir geçmişi olan aydınlanma hareketinin başarıları inanılmayacak kadar kısa bir sürede önemli ölçüde gerçekleşmiş. Yani kadın problemi konusunda, hukukun bir çok alanında, ulusallaşma - uluslaşma süreçlerinin gerçekleşmesinde büyük adımlar atılmış cumhuriyet dönemi ile birlikte. Bunlar tehlikede. Bunları görmemek için gerçekten insanın rahatsız olması lazım. Yani, akil sahibi, sağduyu sahibi bir insan bunları görür. Özetle: toplumun büyük kesiminin anlaşmasını gerektiren, çok temel bazı değerler var, bazı durumlar var. Burada artık dar  ve çok özel  ya da spesifik  sorunsalları bir an için bir yana bırakıp, bu noktalarda buluşmak lazım. Bence buluşulamayacak iki unsur var. Bunlardan biri: emperyalizmin uşaklığını yapan ajanlarıdır, kiralık insanlardır, kimse onlar? İkincisi de referansları dünyaya değil, ‘tırnak içinde’ öbür dünyaya dönük olanlardır. Onlarla bir şey konuşamazsınız. Çünkü, orada akıl değil söz konusu olan, orada söz konusu olan bir inançtır. Orada diyor ki, arkadaş, ben buna inanıyorum. Ya arkadaş, evrim kuramı diyorsun. Bütün bulgular ve bilgiler bunu gösteriyor. Yani insan gökten zembille inmedi. Ademle Havva diye bir şey yoktur. Bu şudur: biz, evrimleşme sonucunda oluştuk diyoruz. Adam diyor ki, hayır kardeşim, ben tanrının insanı bu şekilde yarattığına inanıyorum. Şimdi, bu insanla tartışamazsın. Bütün kanıtları göstersen...

HÖ-     Yani, referansı, öbür dünya.

AB-     Evet. Türkiye’de benim görebildiğim, referansı öbür dünya olan bu kişiler büyük çoğunlukla da emperyalizmin yardakçılığını yapıyorlar. En azında yönetici çevrelerde. Bunlara karşı, referansı akıl olan insan olan ve yurt sevgisi olan kişilerin, solcu olabilir, tekrar eddiyorum radikal solcu olabilir, muhafazakar görüşlere sahip olabilir, liberal ekonomiden yana olabilir. Ama buluşmamız lazım bu konuda. Bu neden olmuyor? Bunu anlayamıyorum. Çağrıyı bu yönde almayalım. Bu basit bir siyasi manevra değil, sağcılarla, solcularla birleşelim.. öyle değil! Aklın yolunu bulalım, orda buluşalım!

HÖ-     Aklın yolunda birleşelim diyorsunuz. Hitler’in yükseldiği dönemde, geçmişte Alman Demokrat Parti  Milletvekili de böyle bir çağrı yapmıştı. Almanya’da bu karşılık bulmadı. Sonrasında Hitle’in  Nasyonal Sosyalizmini biliyoruz. Sonuçlarını tüm dünya yaşadı. Türkiye’de böyle bir çağrıyı kim yapmalı?

AB-     Hitler Nazi Partisi’nin siyaset alanına Almanya’da girişi ile Türkiyede’ki AKP’ninki arasında benzerlik var. Çünkü Hitler’de daha ilk seçimde büyük başarı kazanıyor. Ortada hiç bir şey yokken,

HÖ-     Çünkü destekleniyor.

AB-     Destekleniyor, çünkü ortam müsait.

HÖ-     Büyük bir benzerlik var.

AB-     Bu seçim barajı, solun dağınıklığı, yurtseverlikte buluşamama bütün bunlar adeta hediye edildi. Adeta tepsi içinde sunuldu.

HÖ-     Geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın basına yaptığı açıklamalardaki saldırgan tutumu ve arkasından geri adım atışlarını Hitler dönemine benzetebilir miyiz?

AB-     Şöyle benzetebiliriz: AKP Hareketi’nin ki bu bir sivil darbedir. Sanıyorum ki, bunu da basında ilk kullananlardan en azından biriyim. Arşive bakılırsa görülecektir. Bu bir sivil darbedir. Bu sivil darbeciler, demokrasiye falan inanmadıkları için, el altından her türlü anlaşmayı yaparlar. Tehdit ederek, taciz ederek, rüşvet vererek bunu yaparlar. Ben bu iktidarın, büyük medyayla başka hiç bir siyasi hareketin yapamadığı ve yapmayı da zaten düşünemeyeceği ölçüde bir alışveriş, bir iletişim içinde olduğunu tahmin ediyorum. Zaten bu görülüyor da. Böyle bir durum var. Ama, birebir de budur, diyemeyiz. Bu bir haksızlık da olabilir. Erdoğan’a yönelik eleştileri de büyük basında görüyoruz. Kör parmağım gözüne gibi, o kadar açık ve seçik ki kabalıklar, çirkinlikler. Adam diyor ki, AKP Kurultayı’nda ve zannedersin ki, laflara bakarak en başından beri karşı çıkmış Irak’a asker gönderilmesine. Şimdi de diyor ki, bak gördünüz işte, ne kadar haklıyım dercesine. E, birader, sen asker göndereceklerin başında geliyordun. İnsan utanır. Bu gün söylenmesi gereken şudur: Biz bir hata ettik. Biz böyle olacağını düşünmedik, biz böyle olacağını tahmin etmemiştik. Biz Amerikalıların bize demokrasi getireceğine inanmıştık, biz haltetmişiz demesi lazım.

HÖ-     Ama bu dürüst bir söylem olur. Halkın gözünde kendisini aklaması gerekiyor.

AB-     Evet. İşte böyle bir durum. Böyle bir kişinin Cumhurbaşkanı olması, akla zarardır. Yani, olmaz böyle bir şey. Bu kadar tutarsız, bu kadar inişli çıkışlı... Vazgeçtik dini ideoloji falan, onun ötesinde sağlıksız bir grafik var diyorum. İsterseniz sese uygulayın, isterseniz akla uygulayın, isterseniz söylenen lafların sağlıksız lafların akışa uygulayın. Böyle birinin Cumhurbaşkanı olması faciadır. Türkiye bunu kaldıramaz. Bunu açıkça söylüyorum, daha önce yazdığım bir yazıda, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ülkeyi içsavaşa sürükler demiştim. Bu yazının devamıdır ‘Başkomutan Erdoğan...’ başlıklı yazım esasında. Olmayacak bir şey.

HÖ-     Ama beklenen bir şey.

AB-     Olmaz! Ben açıkça söylüyorum. Başbakanlık, siyasi bir makamdır. Başbakanı eleştirdiğin zaman, başbakana hakaret ettiğin zaman şahsi hakaret davası açar. Ama ülkeye hakaret etmiş olmazsın.

HÖ-     Başbakan Erdoğan,  Cumhurbaşkanı olduğunda?

AB-     Cumhurbaşkanına hakaret edersen iş değişiyor. Ama bu grafikleri çizen zat, Cumhurbaşkanı olursa böyle şeyler olacaktır. Kaçınılmaz olarak olacaktır. Bunu görüyorum. Yarın “Ananı al git!” demiyecektir. Benzer şeyleri söyleyecek, yapacak, çok ağır eleştirilerle, hakaretlerle karşı karşıya kalacak ve ülkede gerçekten son derce kaotik bir ortam doğacak. Bunu açıkça görmek lazım. Türkiye böyle bir zatı 7 yıl Cumhurbaşkanı olarak asla kaldıramaz. Bu mümkün değil. Bu demektir ki, Türkiye’yi değiştirecek . Bu ancak o zaman kaldırır. Türkiye’yi kendi kafasına göre bir ülke haline getirir, bu da nasıl olur? Bütün üniversiteler sağcı hale gelir, yani AKP’nin kalesi haline getirilir, ordu Türkiye Ordusu değil, AKP Ordusu olur, AKP milli eğitimi olur, AKP okulları olur. Milli Eğitim Şurası’nda olanları da gördük. O zaman zaten bu Türkiye kalmayacağı için, O’da zaten Cumhurbaşkanı olur.

HÖ-     O zaman, siz bir eğitimci ve şair olarak bu durumdan endişe duyuyorsunuz!.

AB-     Evet, böylesi görülmemiştir. Bu konular içinde ‘aydın aymazlığı’ diye bir şey var. Bunu da hayretle izliyorum. 1994 yılında Yazarlar Sendikası başkanı olduğumda İstanbul Belediye Başkanlığı, CHP’nin elinden, AKP’nin eline geçti ve bu zat belediye başkanı oldu. Bizim o zamanki lokalimiz, Kabataş’taydı, Belediye’nin bir mülküydü ve borç birikmişti. Sendika’nın bizden bir dönem önceki borcu. Arkadaşlar dediler ki, bu yeni belediye başkanına gidelim, ondan rica edelim. O zaman dedim ki, bu adama gidilmez. Hiç bir şahsi tanışıklığım olmadığı halde bunu hissettim. Bizim inandığımızın tam tersine inanan ve bunu da en sağlıksız şekilde dilegetiren bir kişi. Çünkü bunu, tv konuşmalarından izlemiştim. Gidip de herhangi bir şekilde o kişiden bir talepte bulunmadım.

HÖ-     Yazarlar Sendikası’nın o yıllarda Belediye’ye olan borcu nedeniyle gitmediniz ama yakın bir tarihte bir grup Kürt aydını Başbakan Erdoğan’la buluştu...

AB-     Sanki Kürt meselesini Erdoğan çözecek. Bunu da açıkçası içime sindiremiyorum. Böyle bir şatafatla gidildi. Sanki, muazzam iki büyük güç bir araya geldi. 3-5 aydın arkadaşımız, bir de Erdoğan ve ekibi, Kürt meselesini çözecekler gibi bir şey çıktı ortaya. Hiç bir şey çözemeyecekleri belliydi ve bu buluşmayı Güneydoğu Anadolu’ya, Diyarbakır’a giderken, kendi siyasi çıkarları ve amaçları doğrultusunda, kendi siyasi hareketinin çıkarı doğrultusunda kullanacağı apaçıktı. Nasıl böyle bir tongaya düşüldü? Bu aydın aymazlığı! Bunu ben çözemiyorum. İlle de bizim söylediklerimiz doğrudur, benim söylediğim doğrudur diye bir iddiam yok ama, iki ciddi eksiklik olduğunu düşünüyorum bizim aydınlarımızın da içinde olduğu iki hastalık ya da iki eksiklik. Biri hümanizm bilgisi eksikliği, diğeri açıkçası bilimsel sosyalizm bilgisi eksikliği. Hümanizm eksikliği nedir? Hümanist kültürdeki eksiklik ki, ben bunu politik dünyada da sağda da solda da liberal hukukta da bu var. Bir uzlaşma, bir demokrasi bilgisi, ama bunun da bilimsel sosyalizmde dengeler belirler. Kiminle, nereye kadar, nasıl uzlaşırsın? Bu da bilimsel sosyalizmin öğrettiği bir şeydir. Tersinin büyük eksiklik olduğunu görüyorum. Bu yüzden, ciddi kaymalar görüyorum. Omurgasız aydın... Bir bakıyorsun adam, soldan sağa geçmiş. Ordan da bilmem nereye geçmiş. Nasıl oldu diye şaşıyorsun, temeldeki kişilik problemleri onu doğuranda ise, sağlam bir hümanist ideolojiye sahip olmamak ve sağlam bir bilimsel sosyalist bilgiye sahip olmamak. Bilimsel sosyalist bilgiye sahip olmadan, sağlam bir hümanist duyguya sahip olarak da insan önemli şeyler yapabilir. Belki de daha önce sözünü ettiğim Alman demokratı Theodor Heuss muhakkak çok ciddi bir hümanisttir. Bir Thomass Mann  gibi mesala. O, Hitlerle bir demokrasi mücadelesine girdi. Thomass Mann bir Marksist değildi. Bütün Avrupa’yı adım adım dolaşarak Hitler’e karşı mücadele etti. Nazi Almanyası’nı terkedenlerin büyük çoğunluğu Marksistler, bilimsel sosyalistler, komünistler değildi. Onların içinde çok sayıda hümanist aydınlar, bilim insanları vardı.  Bizde o eksik. Hümanizm okullarda öğrenilir. Niye uzlaşılamıyor? Gidiyorsun Erdoğan’la konuşuyorsun ama sol kendi arasında anlaşamıyor. Bu sağlıksız bir şey değil mi? Sol, kendi içinde kendi aralarında bir ortak dil bulmalıdır. Ama hümanist kültür yeterli değilse o ortak dil bulunamaz. Her an düşmanlıklar, kıskançlıklar, çekememezlikler başlıyor ve maalesef, bu günkü ortam malum...

HÖ-     Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB-     Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalıdır. İki güç vardır. Bunlar birbirleriyle çelişmez şu aşamada. Birincisi Cumhuriyet’in kazanımlarını savunmak, bu kendi öz varlığını savunmak anlamına da gelir. Türkiye Cumhuriyeti ordusunun darbe yapmasını asla temenni etmem, asla istemem ve desteklemem. Ama ordunun tıpkı 28 Şubat’taki gibi kendi bileceği yöntemlerle, bu adama ve bu ekibe ‘sizden cumhurbaşkanı olmamalıdır’ı söylemesi gerekiyor. Ordu bu konuda tarafsız olamaz. Bunu söylemek istiyorum. Sahip olduğu gücü, darbe hariç, sonuna kadar kullanmalıdır. Danıştay üyesi sayın yargıcın cenazesindeki halk, Ecevit’in cenaze törenindeki halk, yine laiklikle ilgili toplantı yapan halkın mobilize olması lazım. Halkı mobilize edecek güçler de kim işte? Belli siyasi örgütlerdir. Ortak halk hareketlerine dönüştürmek lazımdır. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasına karşı olan kişiler de bir yerde de gösterge olacaktır. Hangi partiden, kimler bu ölçüde buna karşıdır? Bunu da görelim. Büyük halk hareketleri oluşturmak lazım. Bunlar olmazsa da zaten Türkiye Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına müstehak  hale gelmiştir gibi bir sonuç çıkar.

HÖ-     Halkın uyanmasından söz ederken, seçim döneminde sandık başına gitmeyen büyük bir çoğunluk olduğunu biliyoruz. Küsen, mevcut partileri ve ideolojilerini tercih etmeyen insanlardan dolayı, sandıktan çıkan sonucu hep birlikte yaşıyoruz. Gelinen noktada AKP iktidarda. Bu durumda, sözünü ettiğimiz halkın mobilize olması ve ortak halk hareketleri nasıl gerçekleşecek?

AB-     Öncelikle  bir canlılık, bir iyimserlik gelmeli insanlara. ‘oy versem ne olacak?’ ‘kime oy verceğim’ mevzuunun ötesinde, sağduyunun hakim olması lazım. AKP’nin zaten oy oranı düşüyor. Bu sürecin hızlandırılması ve bu zatın aday olmaya  veya kendinden birini aday göstermeye cesaret edememesi gerekir. Ancak büyük halk hareketleri bunu sağlar. Bir de sözünü ettiğim baskı güçleri. Üniversiteler de buna dahildir. Demokrarik bir birlik oluşturmak, ortak mücadele platformu oluşturmak şart.

 HÖ-     Oluşturulabilir mi? Y ada böyle bir demokratik güç birliği ve platformun oluşabileceğine inanıyor musunuz?

AB-     Bilmiyorum... Bu da CHP’ye çok büyük bir görev düşüyor. Farklı bir üslupla yanaşmalı, dar bir bakışla değil de partici bir anlayışla değil. Açıkçası şöyle bir soru aklıma geliyor: Neden Deniz Baykal ve ekibi neden ülkenin bütün aydınlarına sanatçılarına, yazarlarına, bilim insanlarına neden büyük bir toplantı önermiyor?

HÖ-     Bu söyleşi sayesinde, sizin aracılığınıla Chp'ye büyük toplantı çağrısında bulunalım mı?

  YA PASİFİZE EDECEKLER YA DA YOK EDECEKLER!

AB-     Evet. Yapın böyle bir çağrı. Bir kaç bin kişiye, bilim insanları, yazarlar, gazeteciler filan, arkadaşlar gelin ne yapılabileceğini beraber bir büyük salon bulalım. Konuşalım... Tartışalım... Bir yol arayalım. Böyle birşey yapmak lazım. Buna kim önayak olacak başka? Bilmiyorum. İtalya’da kendiliğinden böyle bir hareket olmuştu. Bir sanatçı mıydı? Bir şarkıcı mıydı? Karizmatik bir kişiyle böyle bir halk hareketi oluştu. Türkiye’nin yapısı da böyle değil. Kim yapsın o zaman? İbrahim Tatlıses mi yapsın bunu? CHP yapsın diye düşünüyorum. Toplumun silkelenmesine ihtiyaç var. Herkesin kendi içindeki enerjiyi hissedip onu başka enerjilerle buluşturmak isteğini duymasına ihtiyaç var. Yoksa teketek hepimizi kendi köşemize kıstırıp ya pasifize edecekler, ya yok edecekler. Bu günkünden beş beter Türkiye bekliyor hepimizi.

HÖ-     Oldukça karamsar bir tablo çizdiniz.

AB-     Malesef. Bunu söylemekten hiç çekince duymam. Ya korkaklar, ya da bilgi eksikleri var. Ya da yeterince yurtsever değiller diye düşünürüm açıkçası. Şurdan yola çıktım: Ses grafiği bozuk dedim. Ben Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak tasavvur etmek dahi istemiyorum.

Dip not: Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin sıralandığı Anayasanın 104. maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil etmek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek, Genel Kurmay Başkanı’nı atamak....” 

 

177
0
0
Yorum Yaz