Hatice Özbay 34 Takipçi | 294 Takip
Kategorilerim

Okumak İstediklerim

deneme

Röportajlarım

Haber

Şiir

Ünlüler

Makale

Diğer İçeriklerim (62)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (34)

Ak Partili Direnişçiden 2. Mektup: Direniyorum, Öyleyse Varım…

2013-06-11 14:44:00
Ak Partili Direnişçiden 2. Mektup: Direniyorum, Öyleyse Varım… |  görsel 1
Ak Partili Direnişçiden 2. Mektup: Direniyorum, Öyleyse Varım…

Direniyorum Öyleyse Varım…

Baktık yürekten konuşunca olmuyor  - işkembeden de atamayacağımıza göre – bu sefer akıldan döküleni söyleyelim istedik…

Hem Nalına Hem Mıhına…

Benim meselem son derece insani bir tavırla ve “her türlü riski göze alarak” ortaya çıkıp, şiddetin devlet eliyle körüklendiği bir ortamda “akla karanın ayırt edilmesine” katkı sağlamaktı. Olayın kronolojisini yazmak veya kapsamlı bir siyasi analiz yapmak isteseydim oturur tez yazardım. Bunun yerine tüm insanlarımızın müşterek varlığına - yani vicdanına seslenen - bir düşünceyi dile getirmekti benim yaptığım. Tuttuğum takımın galip gelmesini istemek gibi bir şey değildi meselem ve hiç olmayacak. Yense de yenilse de hakkıyla mücadele etmesini istedim sadece. Ne derler bilirsiniz… Vicdan, Allah’ın tatlı fısıltısıdır, içinizden seslenen…

Uzun uzadıya siyasi ve sosyolojik analiz yapmaya gerek yok. Gezi Parkı ruhunun ortaya çıkış biçimi gayet basittir. Bir tepkiyi ve talebi, son derece insani ve demokratik bir tavırla dile getirenlerin uğradığı kabul edilemez “bir reddediş, görmezden geliniş ve zulümdür” her şeyi körükleyen. İnsan olan, vicdan taşıyan herkesin yüreklerini sızlatan (ya da sızlatması gereken) bir tablodur ortada olan.

Geçen hafta katıldığımız bir canlı yayında (http://tv.cnnturk.com/neoluyor) Gezi Parkı olaylarını tahlil ederken iç içe geçmiş üç çemberden bahsettik.

Bu çemberin çekirdeğine “partiler üstü tavır takınan, örgütlü değil ama bir arada olan, kurumsal bir dili, sloganvari bir söylemi olmayan, yaşayan tüm varlıklara saygı ve sevgiyle bakan, entelektüel birikimi yüksek, şiddet karşıtı, sağduyulu ve orantısız zeka sahibi, etki alanı olarak tüm dünyaya hitap eden, mobil ve sanal âlemin kahramanları, başa bela sosyal medyanın kullanıcılarını” yerleştirdik. Bunlar dedik; direnişin başlatıcıları, baş taçları, gerçek sahipleri ve bizim geleceğimiz olanlar… Görmezden gelemeyiz…

                                        (Bizim Çocuklar…)

İkinci çembere devletin yıllardır tanıdığı siyasi örgütler, STK’lar ve diğer yapılanmaları koyduk. Arife tarif gerekmez. Kim olduklarını, ne olduklarını herkes biliyor. Bunlardan “bazılarının” kedi olalı bir fare bile tutamamış, kırk yıldır bayram görmemiş deliler gibi ortalarda dolandıklarını da herkes görüyor. Görüyor görmesine lakin birçoğu bu ülkenin kendi anayasası ve yasaları ile meşru bir şekilde kurulmuş olan, sevseniz de sevmeseniz de bir düşünceye ve ideolojiye sahip olan bu kesimi de duymazdan gelerek eksik bir demokratik aklı göstermekten geri kalmıyor.

                                    (Bir kısım provokatör…)

Üçüncü çembere “siyah çember” adını verdik. İster derin devlet deyin, ister faiz lobisi, isterseniz dış mihrak… Neyse ne. Yüzyıllardır bu ülkede atılan her olumlu adımı bozmayı, aramıza nifak sokmayı ve huzurumuzu kaçırmayı kendisine görev edinmiş o malum güruh…

                          (Üçüncü çember… Kedidir o, kedi…)

14 gündür ne oldu biliyor musunuz?

Devlet, her zamanki alışılagelmiş refleksi ile davranarak gerçeğin idrakinde gecikti. Ya işine geldiğinden ya da gerçekten görmediğinden meseleye hep ikinci çemberden baktı.  Bunu yaparken de, tüm stratejisini halkın ve toplumun olaya üçüncü çemberden bakması üzerine kurdu. 68 kuşağıyla mücadele dilini, enstrümanlarını ve stratejilerini kullandı. Olayı sabote etti. Bize çamur attı. Marjine etmeye çalıştı. Medyayı susturdu, dillere kilit vurdu ama soruyorum size… Bu sonuç kime yaradı? Attığınız taş kurbağayı ürküttü mü?

Bize; aman dediler, ortada yine aynı oyun var, siz bilmiyorsunuz, anlamazsınız ve hatta belki de aptalsınız. Şimdilik susun, hiç zamanı değil. Anayasal haklarınızı sonra kullanın.

Neden arkadaşlar, neden? Biz ne zaman bir hakkı aramak için sahaya insek bu karanlık güruh yine orada olmayacak mı? Onlar orada olacak diye biz hep susacak mıyız? Büyük Türkiye sessizce mi kurulacak? Bizim görevimiz susmak değil, konuşmak. Devlet olarak sizin göreviniz de bizler gibi haklı ve yasal olanları konuşturmak.

                                       (Geldiğimiz nokta…)

Yiğidi Öldür Hakkını Ver…

Sayın Başbakanım sitem etti. Son on yılda yaptıklarımıza bakıp utanın, bana bu reva mı dedi. Haklısınız Sayın Başbakanım. Gönülden söylüyorum, size bu reva değil…

Amma ve lakin sırf sizden farklı düşündüm ve hatta belki de gerçekleri önceden gördüm diye, üzerime yapıştırmadığınız yakıştırma kaldı mı? Ne çapulculuğum, ne vatan hainliğim, ne ayyaşlığım, ne ajanlığım ve dahi katilliğim… Daha bir sürü şey…  Statüko ile mücadeleyi, haklı bir mücadeleyi lekelemek suretiyle yapmaktan vazgeçin dediğim zaman çok şey mi istiyorum? Ben bir Ak Partiliyim dediğim zaman insanların bana düşmanca gözlerle ve önyargılarla bakmamasını istemekle çok şey mi istiyorum? Sahi ne kadar ileriydi bizim demokrasimiz? Ben mi yavaş yürüdüm, siz mi hızlı gittiniz?

O zaman sormaz mıyım; “size bu reva değil de peki bize bu reva mı?”

(Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz…)

Hiç kusura bakmayın Sayın Başbakanım… “Benim gençliğim değil” dediğiniz o gençlik ömrünün yarısını sizin iktidarınız döneminde geçirdi. Çok affedersiniz ama “merkep ne anlar hoş laftan” misali, biz ne anlarız darbeden, vesayetten, yakmaktan, yıkmaktan ya da başka bir şeyden. Siz onları hevesi kursağında kalmış yaşıtlarınızla konuşun. Bizim derdimiz tüm millet, bizim derdimiz gelecek…

Hiç kusura bakmayın Sayın Başbakanım… Bizi “sizin” gençliğiniz olarak kabul etmeseniz de “siz bizim Başbakanımızsınız.” Bir devlet büyüğü olarak hak ettiğimiz şekilde davranmanızı beklemeyi de bu yıllarda öğrendik biz…

Tamam… Biliyoruz… Biz mükemmel değiliz ama sonuçta siz de bir Alex değilsiniz…

Kuyuya düşen eşek misali…

O meşhur hikayede anlatıldığı gibi oluyor her şey…

“Bir gün köylünün birinin eşeği kuyuya düşer. Hayvan saatlerce acı acı düştüğü kuyudan feryat edip durur. Köylü ise kuyunun başında oturmuş bu durumla nasıl başa çıkacağını düşünmekte. Düşünüp taşınsa da yaşlı hayvanı o kuyudan kurtarmaya değmeyeceğine karar verir köylü. Ona göre tek çare kuyuyu ve içindeki hayvanı toprakla örtmektir. Köyden birkaç komşusunu yardım için çağırır. Ellerine alırlar kürekleri, başlarlar kuyunun dibindeki eşeğin üzerine toprak atmaya…

Bir kürek, iki kürek, üç kürek derken zavallı hayvan anlar başına gelenleri ve başlar acı acı feryat etmeye. Fakat bir süre sonra şaşırtıcı bir şey olur. Kürekler arttıkça hayvanın sesi de azalmaya başlamıştır. Sonunda neredeyse hiç sesi çıkmaz olur. Köylüler bu duruma meraklanarak neler olduğunu anlamak için kuyunun dibine baktıklarında bir de ne görsünler, her atılan toprak kuyuda katlar oluşturmuş ve hayvan onlardan silkelenerek neredeyse kuyunun ağzına kadar gelmiştir… Onlar şaşıra dursun bizim eşek atar adımları, dışarı çıkar sevinerek…

Kıssadan Hisse:

Hayat bazen bizim üzerimize kürekle pis topraklar örter. Bunlarla baş etmenin tek yolu yakınıp, sızlanmak değil, şöyle bir durup düşünmek, üstündekileri silkinmek ve tüm o topraklardan kurtulmak için aydınlığa doğru sıçramaktır.” 

Bu söyleyeceğimi herkes anlamasa da olur… “Çok ince gördüm…”

Sondan bir önce… Bir romantik türkü dolanır dilimde… 

Bir kısım büyüklerimiz bize romantik dermiş… Varsın desinler… Biz onlarla gezi kampında ay ışığı altında, tuzlu birer ayran içip hoşbeş edebilme ihtimalini sevdik…

(Mesele bildiğiniz gibi değil, çok ciddi…)

Teşekkürler…

çArşı’nın mektubunda belirttiği üzere…

“Bir başına çoraplarını bile giyemez, eksantrik kitaplar dışında kitap, dergi okumaz; etliye, sütlüye, dertliye, asgari ücrete, evin ekmeğine karışmaz, yanında bomba patlasa umurunda olmaz” denilen, velakin herkese çalımını atıp röveşatasını yapan gençliğimize…”

ve böyle bir gençliği doğuran, büyüten, yetiştiren, bugünlere getiren eli öpülesi annelerimize…

Selamlar olsun…

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı / Gezi Parkı Direnişçisi

857
0
0
Yorum Yaz